İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Benzer Kitaplar
  3. “AHİTLER” HAYRANLARI İÇİN OKUMA ÖNERİLERİ

“AHİTLER” HAYRANLARI İÇİN OKUMA ÖNERİLERİ

Ahitler

Ahitler

“Henüz Bitmedi. Ama Bu Bir Başlangıç.”

Damızlık Kızın Öyküsü’nde isyan var. Teyzeler, Damızlık Kızlar ve onların kızları, canları pahasına savaşıp Duvar’ı yıkarak totaliter Gilead rejimini tarihin derinliklerine gömüyorlar. Ve Ahitler yazılıyor: Köleleştirilmiş kadınların öfkesiyle, özgürleştirilmiş bir nesil için…

Ben, Kirke

Ozanlar benden, –erkek– kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.

Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.

Ben, Helios’un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.

Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi: Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.

“Bu dikkat çekici hikâye sizi, Kirke’nin yaptığı bir büyü gibi etkisi altına alacak.”

Mary Doria Russell

“Tek kelimeyle büyüleyici ve zarif anlatımıyla Ben, Kirke, kadın yaşamının sıradan ve de sıradışı bir hikâyesi.”

Eimear McBride

Söyle Hayalet Şarkını Söyle

“Kayla şarkı söylüyor ve hayaletler öne eğilip başlarını sallıyorlar. Rahatlamış gibi, bir şeyler hatırlamış gibi gülüyorlar, sanki rahatlıyorlar.”

Jesmyn Ward’ın çok ödüllü romanı Söyle Hayalet, Şarkını Söyle Güney Amerika’da siyahi bir ailenin yoksulluk, ırkçılık, çaresizlikle yoğrulmuş öyküsünü şiirsel bir dille anlatıyor. Beyaz babasının yokluğunda ergenliğin, yoksulluğun ve hiç olmayan bir annenin acısını yaşayan 13 yaşındaki Jojo; beyaz kocasına duyduğu tutkulu aşk ve uyuşturucu arasında gidip gelen anne Leonie; ve şarkı söyledikçe hem bu yoksul ailenin hem de Amerika’nın tarihini aralayan hayaletler.

Güç

Yarın veya sonraki gün, tüm dünyadaki kadınlar “GÜÇ” sahibi olduklarını ve parmaklarının bir hareketiyle ölümle bile sonuçlanabilecek korkunç bir acı verebileceklerini keşfederler. Ansızın gezegendeki tüm erkekler, kontrolü kaybettiklerini anlarlar. Bir hareketle Naomi Alderman’ın olağanüstü romanının merkezindeki dört karakter tamamen değişir ve yepyeni bir dünya karşımıza çıkar.

“Ya GÜÇ kadınların elinde olsaydı?”

“Heyecanlandırıcı! Şok edici! Sizi kendisine hayran bırakacak! Okuduktan sonra her şeyi yeni baştan düşüneceksiniz.”

Margaret Atwood

“Alderman yeni bir “Damızlık Kızın Öyküsü” yazmış ve Margaret Atwood’un bu klasik romanı gibi, “Güç” de okuyanı korkuturken aydınlatan, öfkelendirirken yüreklendiren distopik romanlardan biri olmuş. Ursula Le Guin geleneğine de selam veren bu kitabın enerjisini hissedecek okurlar çok şanslı!”

The Washington Post

Talebe

Tara Westover’ın bir doğum belgesi olmadı. Okul kaydı yoktu çünkü hayatında hiçbir sınıfa ayak basmamıştı. Tıbbi dosyası yoktu çünkü babası tıp biliminden ziyade kıyamete inanıyordu.

Çocukluğunda Mormon babasının bağnazlığa, erkek kardeşinin şiddete teslim oluşunu izledi. Ve on altı yaşına geldiğinde Tara kendi kendini eğitmeye karar verdi. Bilgiye duyduğu açlık onu Idaho’nun dağlarından çok uzaklara, okyanusların ötesine, bir kıtadan diğerine, Harvard’dan Cambridge’e taşıdı. Neden sonra aklına şu soru düştü: “Acaba fazla mı uzağa gittim?”, “Eve dönmenin hâlâ bir yolu var mı?”

Çıktığı günden itibaren dünya çapında büyük övgü toplayan, pek çok yayın organı tarafından yılın kitabı seçilen ve şu ana dek 40 dile çevrilen Talebe bir kendini inşa öyküsü. Tara Westover, hiddetli bir sadakatle bağlandığı ailesinin, eğitim sayesinde yaşadığı değişimin ve ayrılık kederinin hikâyesini bizzat kendi hayat hikâyesini büyük yazarlara özgü bir içgörüyle anlatıyor. Yürek burkan ve umut saçan bir hikâye bu.

“Sarsıcı. . . Tara Westover’ın hayat hikâyesi sıra dışı ama kitabın merkezindeki sorular hepimize dair: Sevdiklerimiz için kendimizden ne kadar ödün verebiliriz? Büyüyebilmek için onlara ne kadar ihanet edebiliriz?”

Vogue

“İlham verici.”

Bill Gates

“Muhteşem.”

Stephen Fry

Yeraltı Demiryolu

Amerikan edebiyatının en yeni yıldızı Colson Whitehead’den, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasında anılan cesur ve sarsıcı bir roman: Yeraltı Demiryolu. Whitehead, Amerika’nın adeta bağırsaklarını deştiği bu romanında “rüya” ülkesinin geçmişine uzanıyor ve okurunu uzun zaman terk etmeyecek ilham verici bir mücadele öyküsü anlatıyor. Dünyada bir başına kalmış bir kadının, Cora’nın dünyaya kafa tutma öyküsü bu; öldürmeyip güçlendiren darbelerin, birer nişan gibi taşınan yara izlerinin ve zamanı gelince ya ödenen ya da ödetilen bedellerin öyküsü. Öyle bir öykü ki, çağın karanlığında pırıl pırıl parlıyor ve dört bir yanı saran kötülüğün bataklığında kaybolan ruhlara kuzey yıldızı misali yön gösteriyor.

Eleştirmenlerden tam not alan, çoksatarlar listelerinde aylar boyunca bir numarada kalan ve ödüllere doymayan Yeraltı Demiryolu, Sefiller’den Sevilen’e uzanan bir yelpazede yer alan engin çağrışımlarıyla son yılların en önemli ve en çok ses getiren kitaplarından biri.

Hep Beraber

Hep Beraber elli yıllık bir süreç içinde, iki ailenin bireylerinin yaşadıklarını ele alıyor.

Roman, bir vaftiz töreniyle başlıyor. Bölge savcısı olan Cousins evdeki hamile eşinden ve gürültücü çocuklarından kaçarak davet edilmediği bir eve gelir. Cin ve portakal suyuyla sarhoş olunca, ev sahibinin karısı Beverly Keating’i öper. İkisi de eşlerinden ayrılır ve California’dan Virginia’ya taşınırlar.

Daha önceki evliliklerinden olma altı çocuk da, kendilerini aile bağlarından oluşan bir düğümün içinde bir kıyıdan ötekine savrulur halde bulurlar.

Beyaz Kaplan

Dünyanın en prestijli edebiyat ödülü olan Man Booker ödülünü ilk kitabıyla, birçok popüler yazarı geride bırakarak alan Aravind Adiga sizi, etkisinden günlerce kurtulamayacağınız Balram Halwai’nin muhteşem öyküsüne davet ediyor.

“Komplike, akıcı ve acayip matrak bir kurgu… Anlatım o kadar doğal ki sizi güldürecek sahnelerle dolu ve oldukça eleştirel… Adiga sizi Balram’ın ruhuna sokuyor. Onu seviyorsunuz, yanlış davrandığında üzülüyor ve onun için endişeleniyorsunuz.

“Cinayet sahnesini hiçbir zaman unutamayacaksınız. Son yılların en iyi romanlarından olan Beyaz Kaplan oldukça eleştirel bir lezzet ile kelimelere dökülmüş öfkeli bir politik roman. Sizi düşünmeye itecek ahlaki karmaşa üzerine büyüleyici bir buket.”

Nick DiMartino

“Hindistan’da geçen bu akıcı roman Batılı okuyucuların hayali egzotizmine bir alternatif olarak sunulmaktadır… Eğer Hindistan’ı inşa eden bu ellerse, bunların torunları Amerika’nın kıçını tekmeleyecektir… Kesinlikle Alın.”

New York Dergisi

“Evrensel bir anlatımın izini süren yeni bir İlham Perisi var karşımızda; koyu tenli, öfkeli, komik, yarı eğitimli, taşralı, alışılmışın dışında, laf cambazı. Aravind Adiga Hindistan’da küçük bir kasabadan asi bir ses yükseltiyor. Bu Üçüncü Dünya’nın sesi, bu sesi daha önce duymamış olabilirsiniz. Adiga evrensel bir Gorki, modern bir Kipling. Geleceğin Romanı Burada…”

John Burdett

Normal İnsanlar

Connell ve Marianne, İrlanda’nın küçük bir şehrinde yaşayan, aynı okula giden iki genç. Connell okulun en popüler ve başarılı öğrencilerindenken Marianne içedönük, sevilmeyen, hatta dışlanan bir tip. İkili bir gün sohbet etmeye başlar ve bu sohbet giderek uzar, ikisinin de hayatını değiştirecek bir ilişkiye dönüşür. Normal İnsanlar arkadaşlık, karşılıklı çekim ve aşk üzerine bir roman.

Sally Rooney lise yıllarından üniversiteye uzanan bir ilişkinin kaydını tutuyor; toplumda yer edinme ve özgürleşme mücadelesi veren, birbirlerinden asla ayrı kalamayan, ancak sevmek için de çetin sınavlar vermek zorunda kalan iki gencin hikâyesiyle bir kuşağı temsil ediyor.

Kızların Şehri

Hiçbir şey hayatını gerçek aşktan daha şiddetli bir şekilde sarsamaz…

O erkeklerden hiç bana âşık olan oldu mu diye merak ediyorsan, eh, bazıları oldu. Ama onları caydırmayı her zaman başardım.

Az önce iyi bir seks yaşamış bir erkeğin âşık olduğunu düşünmesi kolaydır. Ben de hayatımın bu noktasında sekste gerçekten iyiydim Angela. Yeterince pratik yaptığım bir gerçekti.

Hayatımın geri kalanını iyi bir kız olduğumu kanıtlamaya çalışarak geçirebilirdim ama bu gerçek kimliğime ihanet olurdu.

Böylece kendimi asıl isteklerimden mahrum bırakma fikrinden vazgeçtim ve kendimi mutlu etmenin yollarını aradım. Zaten bir kadın hayatının bir noktasında, sürekli utanç duymaktan yorulur. Bundan sonra, gerçek kimliği neyse o olmakta özgürdür.

Bir fenomen olan Ye Dua Et Sev kitabının yazarı Elizabeth Gilbert, sıradışı bir kadının sıradışı yaşamöyküsüyle 1940’ların New York’una götürüyor bizi. Daha on sekiz yaşındayken yüz karası notları yüzünden okulundan atılan Vivian Morris, bir tiyatro binasının sahibi olan halasının yanına, New York’a gönderilir. Yatılı kız okullarında geçen ergenlik yıllarının ardından kendini revü kızlarının, ateşli dansçıların, oyuncuların parıltılı dünyasında bulur. Ve o günlerde dünyanın kalbinin attığı şehir olan New York’ta aşkla ve şehvetle tanışmak için fazla beklemesi gerekmeyecektir.

Bugün Tekrar Soracak Olsan

New York Polis Teşkilatı’nda ortak çalışan Francis Gleeson ile Brian Stanhope bitişik evlere taşınır. Kapalı kapılar ardında yaşananlar zaman içinde yavaş yavaş büyük bir felaketin fitilini ateşler.

Ailelerin giderek daha da yakınlaşan çocukları Kate ile Peter, herkesin hayatını kökten sarsan o gece ayrı düşse de, aralarında ne kadar sağlam bir bağ olduğunu anlamaları onca engele rağmen uzun sürmez. Fakat ilişkileri uzun yıllar boyunca mazinin yaralarıyla sınanacaktır.

Zamanla mazur görülen hainler, kusurları anlaşılan masumlar: Çocukluk anılarına zamanla ne kadar farklı bakıldığını vurgulayan Bugün Tekrar Soracak Olsan cömert, zarif ve umut dolu bir hikâye.

“Aile, travmalar ve insan hayatının dönüm noktaları hakkında güçlü, dokunaklı bir roman. Mery Beth Keane olağanüstü derinlikte, hisleri kuvvetli ve zeki bir yazar.”

Meg Wolitzer

“Mary Beth Keane, Joan Didion’ın detaylara titizlikle bakışıyla Alice McDermott’ın duygusal ağırlığını birleştiriyor. İlk aşk acısından tutun da en yakınlarımızın bile kusurlu olduklarını, insan olduklarını fark edişimize kadar, Bugün Tekrar Soracak Olsan affedicilik hakkında dokunaklı bir manifesto. Hem yürek burkan hem de umut veren, dürüst bir hikâye.”

Brandan Matthews

“Mary Beth Keane, biriyle hayatımızı birleştirmeyi seçerken yaptığımız fedakârlıklar hakkındaki bu romanıyla işinde zirveye çıkmış. Bugün Tekrar Soracak Olsan mutluluğun kırılganlığı, günlük yaşamın ardında pusuya yatan şiddet ve nihayetinde de aşkın gücünü anlatan bir hikâye. Eğer siz de birini mantığa meydan okurcasına sevdiyseniz, bu bilgece, hassas, harikulade kitaba bayılacaksınız.”

Eleanor Henderson

Ses

Günde yalnızca yüz sözcük konuşma hakkınız olsaydı, sesinizi duyurmak için ne yapardınız?

Pek de uzak olmayan bir gelecekte, devlet öyle bir karar verir ki kadınların günde yüz sözcükten fazla konuşması yasaklanır. Kimsenin kabullenemediği gerçek adım adım yaklaşmış ama kimse sesini çıkarmamıştır.

Üstelik bu daha başlangıçtır.

Çok geçmeden kadınların çalışması yasaklanır. Artık başlıca işlevleri iyi bir ev hanımı olmaktır. Bütün meslek gruplarında yalnızca erkekler görevlendirilir. Karma okullar kapatılır ve daha da korkuncu, kızlar okulunda okuma veya yazma öğretilmez olur. Öğrenmeleri gereken yalnızca dikiş, aşçılık, bahçe işleri gibi şeylerdir. Artık kadının sesi yoktur.

Ancak henüz hiçbir şey bitmemiştir.

Kendisi, kızı ve sessizliğe mecbur edilmiş tüm kadınlar için savaş verecek bir kadın her şeyi değiştirecektir.

Batı Çıkışı

Vatanından koptuğunda
Kapkaranlık bi̇r bi̇li̇nmezi̇n i̇çi̇nde
Sürüklenen yaralı bi̇r kuşa dönüşürsün.

Nadia. Harika bir mizah duygusuna sahip, gecenin geç saatlerinde balkonunda sigara içmeyi seven, bulunduğu kültürün sınırlarına meydan okuyan, bağımsız bir genç kadın.

Ve Saeed. Nazik, çekingen ve teleskobuyla geceleri balkonundan yıldızları izlemeyi seven ince ruhlu bir genç adam.

Batı Çıkışı işte bu iki gencin ve aynı zamanda bugünümüzü ve geleceğimizi nasıl yaşadığımızın hikâyesi…

Nadia ile Saeed âşık olup bir gelecek inşa etmek isterken yaşadıkları ülke savaşla paramparça oluyor. Sadece onlarınki değil, aynı zamanda tüm dünya toplumsal bir krizin eşiğinde ve bu iki kayıp ruh, yangın yerine dönen dünyada kendilerine bir yol açmaya çalışıyor.

“Dünyayı yöneten büyük güçlerin dinî ve etnik ayrımcılığı normalleştirdiği bir çağda Mohsin Hamid iki başkarakterine, milyonlarca okuyucuya ve bize biraz olsun teselli veriyor: Geleceği yeniden kurgulayabilir, yeni bir düzen inşa edebilir, hayatı güzelleştirebiliriz.”

Boston Globe

“Hamid sanki Amerika’ya ve dünyaya neler olacağını biliyormuş da bize geleceğin bir haritasını sunuyormuş gibi. Hem ürkütücü hem de tuhaf bir biçimde umut dolu.”

Ayelet Waldman

“Mohsin Hamid en temel ve en önemli soruyu irdeliyor: Kendimizi, ‘öteki’ olmadan kavrayabilmek mümkün mü? Ve belki de Batı Çıkışı’nın en dikkat çekici yanı, savaşın aslında gündelik hayatı zannettiğimiz kadar etkisi altına alamadığı… Her şeye rağmen yaşamın küçük zevkleri ve aşk, savaşın dehşetine meydan okumayı sürdürebiliyor.”

Los Angeles Times

Kim Korkar Ölümden

Kıyamet sonrası Afrika’sında, köyünün yıkımı ve düşman ordu komutanının korkunç tecavüzü sonrasında hayatta kalan bir kadın, ölmeyi umarak çölde amaçsızca dolaşır. Ölümü yerine, saçları ve teni kum renginde bir kız çocuğu doğurur. Bebeğin farklı ve özel olduğuna kanaat getiren kadın, kızının adını kadim bir dilde “Kim Korkar Ölümden” anlamına gelen “Onyesonwu” koyar.

Onyesonwu bir Ewudur, yani tecavüzün meyvesi… Şiddet dolu bir yaşamı olması beklenen, toplum tarafından dışlanan, melez bir çocuk… Fakat Onye büyüdükçe, dikkate değer ve emsalsiz bir büyünün emarelerini açıkça gösterir. Ruhlar alemine yaptığı bir ziyarette ise dehşet verici bir gerçekle karşılaşır: Güçlü bir adam, onu öldürmeye çalışmaktadır.Muhtemel katilinden kurtulmaya ve varoluş nedenini öğrenmeye can atan Onye; doğayla, geleneklerle, tarihle, gerçek aşkla, kültürünün ruhsal gizemleriyle kucaklaştığı bir yolculuğa çıkar.

En sonunda, ona neden bu ismin verildiğini öğrenir: “Kim Korkar Ölümden?”

Oda

Beş yaşındaki Jack’e göre, Oda bütün dünyadır: Doğduğu, Anne’siyle birlikte yemek yediği, oyun oynadığı, Televizyon seyrettiği ve Dışarısı hakkında bütün bildiklerini öğrendiği yer. Yaşlı Nick’in geleceği akşamlar, Anne onu güvenle uyuması için Gardırop’a kapatır.

Oda Jack’in yuvasıdır, oysa Anne için burası yedi yıldır kapatıldığı zindandan başka bir şey değildir. Anne, azim ve beceri ve ana sevgisiyle, oğluna özel bir hayat yaratmıştır ama, Jack’in soruları çoğaldıkça, onun çaresizliği de artmaktadır. Yine de, asıl sorunlar Büyük Firar’dan sonra Dışarısı’nda beklemektedir onları… Jack’in yaratıcı, komik ve iç yakıcı sesiyle anlatılan Oda, sevgileri imkânsızdan sağ çıkmalarını sağlayan bir ana-oğulun güçlü hikâyesi.

“Oda’da her türlü duygusal darbe var. Ama duyguyu mümkün kılan şey, kitabın kusursuzca kurgulanmış olması. Oda öylesine güzel düşünülmüş ki, hiçbir şekilde yapmacık gelmiyor. Ama uyarmış olayım, bir içeri girdiniz mi, son sayfaya kadar Donoghue’nun gönüllü tutsağı olacaksınız.”

Newsweek

“Oda anne sevgisinin şimdiye kadar okuduğum en hayat dolu, en ışıltılı, en güzel ifadesi. “

Irish Times

Kusursuzlar

“Bizim gibi kızlar için eş olmak özgürlüktür.”

Stepford Kadınları, 1984, Damızlık Kızın Öyküsü romanlarının ve Kötü Kızlar dizisinin öğelerini bulabileceğiniz beklenmedik, rahatsız edici ve merak uyandırıcı KUSURSUZLAR kadınların, erkeklere hizmet etmeleri için yaratıldığı bir dünyada geçiyor, bütün kızların ilk görevi güzel olmaktır. Artık doğal yollarla dünyaya gelmiyor, özel olarak tasarlanıyorlar sonra da reşit olana kadar Okullarda, gelecekteki eşlerini tatmin etmek için yetiştiriliyorlar.

Eş olarak seçilemeyenler için ise geriye kalan seçenekler cariye veya Okul’da öğretmen olmak.

Okul’daki son senelerinin stresi artarken, Freida’nın en yakın arkadaşı hiç yapmaması gereken bir şey yapar: Kilo alır. Hemen sonrasında kızların izole ortamına eş seçmeye hevesli erkekler gelir.

Freida geleceği için savaş vermek durumundadır. En yakın arkadaşı, en sevdiği kişiye ihanet etmek zorunda kalacak olsa bile…

“Yazar, yeni ve özgün bir yetenek.”

Irish Independent

“Düşündüren tarzı ve acımasız sonuyla bu fazlasıyla gerçekçi distopya, baştan sonra insanı kendine çekiyor.”

SFX

“Karanlık bir rüya. Canlı bir kâbus. O’Neill’ın kurguladığı dünya korkutucu çünkü gerçekleşebilir. Bıçak gibi keskin bir dili var.”

Jeanette Winterson

İstasyon On Bir

Şehirlerin altında hızla geçip giden trenler artık yok… Artık şehirler yok… Telefon yok… İnternet yok…

1. GÜN

Ölümcül bir grip virüsü dünyanın yüzeyinde bir nötron bombası gibi patlar. Haberler ölüm oranının % 99’un üzerinde olduğunu bildirirler.

2. HAFTA

Medeniyet yıkılır.

20. YIL

Seyyar Senfoni adındaki aktör ve müzisyenlerden kurulu bir grup, konserler vermek ve Shakespeare oynamak için yerleşim yerlerini dolaşırlar. Salgından yirmi yıl sonra, hayat göreceli olarak güvenlidir. Ama yeni bir tehlike belirir ve hayatta kalan herkesin tekrar inşa etmeye çalıştığı umut dolu dünyayı tehdit eder.

İstasyon On Bir, altı kişinin hayatlarının kesişmesini anlatır. Bunlar: meşhur aktör Arthur Leander; son anda grip konusunda uyarılan Jeevan; Arthur’un ilk eşi Miranda; Arthur’un en eski dostu Clark; Seyyar Senfoni’deki bir oyuncu olan Kirsten ve kendi kendini peygamber ilan eden esrarengiz kişidir…

“Çok iyi bir roman. Oldukça güzel… Bu yıl okuduğum kitaplar arasında diğerlerinin önüne çıkanlardan biri: İstasyon On Bir… Güzel yazılmış ve müthiş melankolik, uzun zaman unutulmayacak ve tekrar okunacak bir kitap.”

George R. R. Martin

İrtibatta Kalalım!

En son içeriklerimiz ile sizi güncel tutmak isteriz 😎

Maillerimiz tanıtım sekmesi altına düşebiliyor. Takip edebilmeniz için tanıtım sekmesini de kontrol ediniz.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

2017 yılının Aralık ayında kurulan ve farkındalık yaratmak amacıyla gönüllülerin oluşturduğu bir topluluk.

Yorumunuzu Bekliyoruz