İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Yazarlar
  3. Elif Şafak

Elif Şafak


elif şafak 1 – indir

Elif Şafak, 25 Ekim 1971 tarihinde babasının eğitimi için bulundukları Fransa, Strazburg’da doğmuştur. Babası sosyal psikolog Nuri Bilgin, annesi diplomat Şafak Atayman’dır. Elif dünyaya geldikten kısa bir süre sonra anne babası boşandıkları için annesinin yanında büyüdü ve annesinin adını soyadı olarak kullandı. Elif Şafak, çocukluğunu ve gençliğini AnkaraMadridAmmanKölnİstanbulBostonMichigan ve Arizona‘da geçirdi. İlkokula Ankara‘da Kubilay İlkokulu’nda başladı. İspanyaMadrid‘de ortaokulu okudu. Liseyi ise Ankara’da Ankara Atatürk Anadolu Lisesinde okudu.

Elif Şafak, Üniversite eğitimini ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde okuyarak mezun oldu. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümünde yaptı. Ardından ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünde doktora tezini “Türk Modernleşmesinin Kadın Prototipleri ve Marjinaliteye Tahammül Sınırları” başlığı adı ile doktorasını tamamladı. Aynı zamanda Elif Şafak’ın İslamiyet, kadın ve mistisizm hakkındaki bu yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüle layık görüldü. Doktorasının ardından İstanbul’a taşındı.

1994 yılında “Kem Gözlere Anadolu” adlı öykü kitabını, 1997 yılında da “Pinhan” adlı ilk romanını yayımladı. “Pinhan” ile Mevlana Büyük Ödülü’nü kazandı. 1999 yılında “Şehrin Aynaları”, 2000yılında da “Mahrem” adlı kitapları çıktı. “Mahrem” kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü’nü kazanan Şafak, okur kitlesini giderek artırdı.

Bir bursla doktora sonrası çalışması için ABD‘ye gitti. 2003-2004 akademik yılı boyunca Michigan Üniversitesi‘nde yardımcı doçent olarak bulundu ve ders verdi. Ardından Arizona Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları bölümünde yardımcı doçent olarak görev yaptı.

Elif Şafak, 2004 yılında beş yazarın (Murathan MunganFaruk UlayElif ŞafakCelil OkerPınar Kür) ortak kaleme aldığı bir roman projesinde yer aldı, bu roman Beşpeşe adıyla yayımlandı.

İçindekiler

2005-2009 yılları arasında Zaman Gazetesinde yazarlık yaptı.

Elif Şafak, 2005 yılında gazeteci Eyüp Can Sağlık ile Berlin‘de evlendi. Şehrazat Zelda (d.2006) adlı bir kızı ve Emir Zahir (d.2008) adlı bir oğlu vardır.

Elif Şafak, 2006 yılında senenin en çok okunan kitabı Baba ve Piç‘i yayımladı. Ardından aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik kitabı Siyah Süt’ü yazdı. “İngiltere’ye göç etmiş Türkiyeli bir ailenin dramını anlattığı İskender 2011 yılında yazıldı.

İngilizce olarak 2006 yılında yayımlanan “Baba ve Piç” adlı Türk-Ermeni ilişkilerini inceleyen bu romanı hakkında Türklüğe hakaret ettiği gerekçesi ile dava açıldıysa da, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ve delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti.

2009 yılında yayımlanan “Aşk” adlı romanı, Türk edebiyatının kısa sürede en çok satan edebi eseri oldu. 1 Mayıs 2009 tarihinden itibaren Habertürk gazetesinde yazmaya başladı.

Mimar Sinan‘ın yanında çırak olan birinin gözünden Osmanlı’yı anlattığı romanı Ustam ve Ben 2013yılında yayımlandı.

Eserleri kırk dile çevrilen Elif Şafak’ın romanları, Viking, Penguin Random House, Rizzoli ve Phebus gibi dünyanın en önemli yayınevleri tarafından yayımlanmaktadır. 2010 yılında Fransa’nın en prestijli ödüllerinden Sanat ve Edebiyat Şövalyesi nişanına layık görülmüştür.

Kitapları:
1994 – Kem Gözlere Anadolu
1997 – Pinhan
1999 – Şehrin Aynaları
2000 – Mahrem
2002 – Bit Palas
2004 – Araf (The Saint of Incipient Insanities çevirisi)
2004 – Beşpeşe (Murathan MunganFaruk UlayCelil Oker ve Pınar Kür ile beraber)
2005 – Med Cezir
2006 – Baba ve Piç (The Bastard of Istanbul çevirisi)
2007 – Siyah Süt
2009 – Aşk
2010 – Kâğıt Helva
2010 – Firarperest
2011 – İskender
2012 – Şemspare
2013 – Ustam ve Ben
2015 – Sakız Sardunya
2016 – Havva’nın Üç Kızı

Kaynak: Biyografi.net.tr

Adı, Peri. Kafası karışık bir kız, inanç ile inançsızlık arasında savruluyor. Laik, modern, Kemalist bir babanın kızı. Annesiyse dindar, giderek daha da dindarlaşıyor. O anne ile baba aynı çatı altında birbirlerine tahammül edemez hale gelmişler. Peri Londra’ya gidiyor, okumaya… Daha çok da evdeki kutuplaşma ortamından kaçıyor. Sevdiği ama birbirleriyle olan meseleleri yüzünden onu yıpratmaya başlayan iki güç arasında dağılmamak, parçalanmamak için..

elif şafak 3 – 1261763 348407fd8d91cf0c1fbcea1049a9af80

Elif Şafak’la, Doğan Kitap etiketli “Havva’nın Üç Kızı”nın çıkmasından sonra, yüreğimize kor düşüren Atatürk Havalimanı saldırısının hemen ertesinde buluştuk. Keder, endişe ve öfke bulutları çökmüştü üzerimize. “O kadar üzülüyorum ki” diye başladı söze. “Şiddetin her türlüsüne karşıyım. Bu korkunç bir zulüm, gaddarlık. Kim için, ne adına olursa olsun, hiç kimse masum insanları hedef alamaz. Tanrı adına hareket ettiğini iddia eden fanatikler kadar tehlikelisi yok bu dünyada. Masum insanları katlederek cennette kendilerine bir yer edineceklerini zannediyorlar. Bağnaz fanatiklere karşı seslerini en çok yükseltmesi gereken kişiler de bence kadınlar. Bizim kaybedecek şeyimiz daha fazla ve ‘kız kardeşlik” en çok şimdi gerek bize!” Burası röportaja başlamak için iyi bir yer, çünkü “Havva’nın Üç Kızı” tam da bu konuları merkez alan bir roman.

-Elif, “Havva’nın Üç Kızı”nı yazmaya başladığında ne vardı kafanda?

Peri’nin hikâyesini yazacaktım. Onun kafa karışıklığı bana kalırsa Türkiye’nin kafa karışıklığıydı ve gördüklerim, düşündüklerim, okuduklarım, kaygılandıklarım o kadar uzun zamandır içimde birikmişti ki yazmam gerekiyordu. Bizde Osmanlı’dan bu yana yazarlar genellikle erkek karakterleri esas özne yaparak tartıştı memleket meselelerini. Bense bugünün en temel meselelerini kadın karakterlerle açtım. Romanım hayata, inanca, dine, dinsizliğe dair önemli sorular soruyor. Cevaplar tabii ki okura kalmış.

-“İlk kadın” Havva’nın kızlarına dair bir şey yazılmış mı bugüne dek?

Âdem ile Havva’nın oğulları çok konuşuldu, yazıldı. Kızlarının yaşadıklarıysa sorulmadı, bilinmedi. Ben hep bu tür boşluklardan yola çıkar, anlatılmayanı anlatmak, sorulmayanı sormak isterim. Sessizlikleri deşifre etmek, tabuları açmak…

-“Kız kardeşlik müessesesi”nden de çok bahsedersin sen. Romanının üç kadın karakteri arasında nasıl işliyor bu müessese? Çünkü kız kardeşler arasında, çekememezlikler, kıskançlıklar da olabilir…

Üç kadın karakterimden biri inançsız, biri inançlı, biri de şaşkın… Münkir, mümin ve mütereddit… Gene de arkadaş olabilirler mi? Hatta kız kardeş! Kendimize benzemeyen insanlarla bir arada olabilir miyiz? Türkiye’de bu ortak payda hemen hemen hiç kalmadı; herkes kendi adasına çekildi. Kadınlar arasında da bölünmeler var. Ama bir şey net: Biz bölünmeye devam ettikçe, bundan en çok ataerkil düzen faydalanır. Bir örnek vereyim… Peri’nin ruhunda aşamadığı bir suçluluk duygusu var. Biz kadınlar hep böyleyiz, suçluluk duymakta üzerimize yok. Mesela anne olan bütün kadın arkadaşlarım ve tabii ki ben, “Acaba oğulma doğru mu yediriyorum, kızımı doğru mu büyütüyorum?” diye ha bire kendimizi didikliyoruz. Erkeklerin babalık teknikleri hususunda kendilerini hırpaladığını hiç görmedim.

-Romanında aşk da var…

Aşkın farklı halleri var. Skandal bir aşk var mesela. Aslında biz, “aşk” diyerek 20 ayrı duyguyu ifade etmeye çalışıyoruz ve işler böyle karışıyor. Keşke aşkı tarif etmek için bir değil, 20 ayrı kelimemiz olsaydı.

-İnanç üzerine bir roman bu. Hele erkek karakterin Azur ortaya çıktıktan sonra… Onun gibi sen de inancı sorgulayan biri misin?

“Madem kadın yazarsın, o halde kitaptaki kadın karakter de sen olmalısın” diye düşünülüyor. Halbuki öyle değil. Ben genellikle romanlarımda erkek karakterlerin içine saklanırım. Bu kitapta Azur’un felsefesinde benden çok şey var. Ben de onun gibi inancı önemsiyorum ama dindar biri değilim. İnanç ille din anlamına gelmiyor bence. Bir başkasına âşık olmak, bir roman yazmak, hiç bilmediğin bir yerde her şeye sıfırdan başlamak; bunlar da inanç işi aslında. Öte yandan, şüpheyi ve sorgulamayı da seviyorum.

-Sorgulama neye sebep oluyor, sende neyi zayıflatıp neyi kuvvetlendiriyor?

Aslolan inanç ile şüphenin arasındaki diyalektik. Onlar ilelebet dans etmeli, birbirini dönüştürmeli. İnsanın inanmaya da, inandıklarından kuşku duymaya da ihtiyacı var, yoksa gelişemeyiz… Şüpheye yer bırakmayan inanç, bağnazlıktır, dogmatizmdir ve tehlikelidir. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

elif şafak 4 – 1261763 6ed2b3989fe28b98c28f0b032ceabce8

-Hiç şüphe duymadan itaat ettiğinde, neye inandığın üzerine çok da kafa yormamış oluyorsun belki.

Aynen öyle. Romanda önemli bir sahne var. Azur üniversitede üç kişilik bir panele katılıyor ve hem dindar bir profesörle hem de ateist bir profesörle tartışıyor. Profesörlerden biri şüpheyi yok etmeye çalışıyor, diğeri inancı. Azur ise inançsızlara inanç, aşırı dindarlara da şüphe aşılamak istiyor. Peri’nin onu ilk gördüğü sahne bu.

-Günümüzde inancın bilim ve sanat dünyasında küçük görüldüğünü, dışlandığını söyleyen entelektüeller de var, mesela Karen Armstrong…

Ben kişisel ruhani yolculukları seviyorum. Kolektif olduğunda bir şey hemen “kimlik” haline geliyor; “biz” ve “onlar” ayrımı başlıyor. İnsanı insandan dışlayan bu tür ayrımları sevmiyorum. Bireysellik, ruhaniyet, arayış; bunlar bana daha yakın. Doğruyu bir tek kendinin bildiğini zanneden insan, tehlikeli bir insan aslında. Hem kendine tehlikeli hem de etrafındakilere…

“FEMİNİST OLAN BENİM, ROMANLARIM SIFATSIZ”

elif şafak 5 – 1261763 273fd352dd1531fdbbf67f0bbea90d07

-“Havva’nın Üç Kızı”na feminist bir kitap der misin?

Hayır, demem. Feminist olan benim, romanlarım sıfatsız. Bu kitap bir yanıyla çok dobra, lafını sakınmıyor, bir yanıyla da empati kuruyor, köprüler inşa ediyor.

-“Kadın yazar” tanımı genelde bir tür küçümseme gibi algılanır, senin düşünceni merak ediyorum…

İçimde bir kadın da var, bir erkek de… Gündelik hayatta sadece kadın tarafım çıkıyor ortaya; toplumdan, alışkanlıklarımdan, yetiştirilme tarzımdan dolayı… Hepimizin içinde hem kadın hem de erkek enerjisi var aslında ama biz bu çoğulluğu hep bastırıyoruz. Böyle öğretilmiş çünkü. Erkekler, içlerindeki kadın enerjisini sustururken kadınlar da erkek enerjisini yok sayıyor. Roman yazmak benim için bu yüzden de önemli. O sırada özgürüm, hem erkek hem kadın olabiliyorum.

-“Kadın” yazarların yayın dünyasında yaşadığı en büyük zorluk ne? Kadın mücadelesi yayıncılıkta da sürüyor mu, yoksa orası biraz daha farklı bir alan mı?

Türkiye malum son derece ataerkil bir memleket. Zannetmeyelim ki edebiyat âlemi bundan farklı, zannetmeyelim ki basın farklı… Hakkımda yazılanlara bakıyorum, üsluplar öyle seksist ki. Tepeden bakan bir erkek dili var, köşe yazarlarına da sirayet etmiş. Yani kadınsan; kadın yazar, kadın şair, kadın gazeteci, kadın siyasetçiysen, önce uzun süre seni küçümsüyor, aşağılıyorlar. Eserini okumayı bile denemeden hakkında atıp tutuyorlar. Kendilerini tepelerde, seni aşağılarda addediyorlar. Küstahlıkla karışmış bu seksist dile ben de çok maruz kaldım. Erkek yazarlar bu kadar hırpalanmıyor.

“CERVANTES’İN KOLUNA ÇOK ÜZÜLÜYORDUM”

-Âşık olduğun ilk kitabı hatırlıyor musun?

Charles Dickens’ın “İki Şehrin Hikâyesi” romanını okuduğumda, ilkokul ikideydim. Müthiş sevmiş, yazara hayran kalmıştım. Sonra bütün Dickens’ları okudum. Buluğ çağında İspanya’daydım ve Cervantes’i keşfetmiştim. Ona duyduğum hayranlık yüzünden okuldaki diğer öğrenciler benimle dalga geçiyor, “Cervantes’i bu kadar seviyorsun ama siz Türkler adamın kolunu kesmiştiniz” diyorlardı. Okulda tek Türk bendim ve Cervantes’in koluna çok üzülüyordum.

-Edebiyattaki kahramanların hangileri?

O kadar çok var ki. Sabit bir liste değil tabii, sürekli değişiyor. Birbirine hiç benzemeyen yazarları, şairleri, düşünürleri seviyorum. Batı’dan da, Doğu’dan da… Tasavvuf da okuyorum, siyaset felsefesi ve nörobilim de… Farklı disiplinlerden besleniyorum ama temelde bir şey değişmiyor: Okumayı çok seviyorum. Deli gibi okumayı. Ve her yazarın özünde iyi bir okur olması gerektiğine inanıyorum.

-İkimizin de çok sevdiği bir simge karakteri soracağım. “Küçük Kadınlar” romanındaki Jo March’ın günümüzdeki karşılığı kim olabilir?

Jo March bugün yaşasaydı, yine her türlü fanatizme karşı çıkar, kadınların haklarını savunurdu, buna eminim. Mülteciler için uğraşırdı, belki de kendi başına bir tekne kiralayıp denizden insan kurtarırdı.

Kaynak: haberturk.com

İrtibatta Kalalım!

En son içeriklerimiz ile sizi güncel tutmak isteriz 😎

Maillerimiz tanıtım sekmesi altına düşebiliyor. Takip edebilmeniz için tanıtım sekmesini de kontrol ediniz.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

2017 yılının Aralık ayında kurulan ve farkındalık yaratmak amacıyla gönüllülerin oluşturduğu bir topluluk.

Yorumunuzu Bekliyoruz