İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Yayınevi Dizileri

Okuyan Us Yayınları – Üç Günlük Dünya Edebiyatı

Okuyan Us Yayınları – Üç Günlük Dünya Edebiyatı
+ - 0

Üç Günlük Dünya Edebiyatı listemizde birbirinden mizahi birbirinden eğlenceli ve gizemli tam 11 kitap bulunuyor. İyi okumalar dileriz.

Üç Günlük Dünya Edebiyatı

Olduğu Kadar

Yazar: Feyyaz Yiğit
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 182

Hayatımın tümüne “olduğu kadar” ismini verdim.

Öyle güçlü bir zırh ki ”olduğu kadar”. Her zaman ve her şeye, gerekli veya gereksiz söyleyiver gitsin. Kendi kendine durduğun yerde arka arkaya beş bin kere söyle istersen. Tanıdığım ve tanımadığım herkes, biliyorum ki olduğu kadarıyla yetiniyor. Dünya çirkin bir yer olsun istiyorsan, ”olduğu kadar” çirkindir. Birisini çok mutlu etmek istersen eğer, ”olduğu kadar” mutlu edersin onu. Olduğu kadarı seni rahatsız ediyorsa, ona yine olduğu kadar itiraz edebilirsin.

”Olduğu kadar”, dünyadaki bütün sorulara verilebilecek en güçlü cevaptır. Ama yine de hiçbir zaman ”TAM” olarak tatmin edemez kimseyi. Özü gereği yine ”olduğu kadar ” tatmin etmek zorundadır. Tam değilse eksiktir, eksik ”olduğu kadar” tamdır.

“Feyyaz Yiğit, daha ilk eserinde edebiyat ustalarının uzun yıllar içinde eriştiği bir mahareti kazanmış görünüyor. Donukluğun içindeki hareketi, saçmalığın içindeki sağduyuyu, sıradanlığın insana umut veren mucizesini ve beklenmeyen şeyleri aslında nasıl da beklediğimiz bize zahmetsizce sergileyiveriyor. Elinizdeki kitap, paraya çok sıkışıldığında babaannenin cebe sıkıştırdığı yüklü miktardaki harçlığın yarattığı duyguyu hatırlatıyor: sevinç ve daha fazlasına duyulan utanmaz ihtiras…”
Aziz Kedi

olduğu kadar
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 13

Kansız

Yazar: Olkan Serdar Yıldız
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 188

İçinde ‘büyük fikirler’ olan kitaplardan çok farklı ama içinde büyük fikirler var. Kesinlikle güldürmek için yazılmadı ama bazen geriye gülmekten başka yapacak şey kalmıyor. Tabii ki bir ‘Nasıl Yapılır’ kitabı değil, ama nasıl yapmanız gerektiği daha basit anlatılamazdı. Hayatınızı değiştirmek için yazılmamış ama okuduktan sonra aynı kalmayacaksınız.

Kansız bir kült kitap; yani hem bir klasik hem de tam bir felaket. Onu yanınızda taşımak isteyeceksiniz, çünkü evet o kadar ‘cool’.

“Bence yirmi beşimden önce kimi tanıdıysam hepsi gebermeli. Yalnız, yirmi beşinden sonra tanıdıklarım gebermesin diye bir şey söylemedim, yanlış anlaşılmasın, benim için fark etmez geberip gebermemeleri, yanımda gebermesinler yeter, ölüleri sevmiyorum çünkü, çok zavallı görünüyorlar bana. Ne zaman birinin öldüğünü duysam, hem artık işime yaramayacağından hem de bu kadar rahat ölebildiğinden içimi tiksinti kaplıyor. Adama bak o kadar atıp tutuyordu, gülüyordu, daha geçen hafta sahilde koşarken görmüştüm hatta, gitmiş ölmüş, salak, ben de onu bir bok sanırdım, Allah belasını versin.”

“İnsanın öleceğini bile bile kendini adayarak yaşaması iğrendiriyordu beni. Üç kuruş için bütün gün simit satan bir piçle göz göze geldiğimde, yüzünü cama vura vura parçalayıp gözlerini cam kırıklarıyla çizerken gördüm kendimi. Yanımdan geçip giden her insanı durdurup hiç ölmeyecekmiş gibi hayata bağlanmasının hesabını sormalıydım. Bütün bunlar insanların aklına nasıl geldi acaba ? Böyle tıkır tıkır işleyen bir düzeni nasıl oturttular? Bu insanlar nasıl böyle birbirine bağlanabildi? Bunları uyuşturup her şeyi unutturan şey ne? Televizyon, telefon, bilgisayar nasıl bulundu? İnsanları yataktan çıkartıp bunlarla uğraşmasına neden olan şeyi merak ediyorum. Bana da gösterin. Beni de içinize alın. Uyumlu biriyim. İyi anlaşırız.”

Can acıtıcı derecede dürüst, direkt, şeffaf olmasına rağmen ne yapacağı önceden kestirilemeyen bir karakter. Üstelik adı da bir tuhaf: Yabgu. İnsan düşünmeden edemiyor, J. D. Salinger’ın meşhur karakteri Holden Caulfield büyüse bir Yabgu olur muydu?

Yanlış yola sürüklenmeye, baştan çıkmaya hazır olun.

kansız
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 14

Aptal

Yazar: Feyyaz Yiğit
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 192

”Kimilerinin aklında şokellayı çok seven bir insan olarak yaşıyorsun. Demem o ki ‘biraz daha’sı olan hiçbir şeye inanma sakın.”

“Evvela aynadaki haline bakıp kendisine âşık olan ve ırzına geçen, ardından söz olacak diye kendisini nikâhına alan insanın dünyasıdır bu. Sonsuz bir sevgiyle evinde yalnız bırakmalıdır onu. İnsanın başına ne geliyorsa hep iyi niyetinden geliyor, haklısınız. Bence siz başkalarını da kendiniz gibi sanıyorsunuz. Ama yapmayın. Hemen güveniyorsunuz insanlara. Babanızın oğlu mu bu insanlar…”

“Ona kulak asma… Sevemeyeceğin insanları biraz daha sev, gülemeyeceğin şakalara biraz daha gül, kazanamayacağın paraları ve hayatları hayal et biraz daha. Biraz daha başarılı, biraz daha gururlu, biraz daha sevimlisin artık. Kontrol et ki elinden sıyrılıp kaçmasın fırsat buldukça övdüğün naif hayatın. Ölçülebilir ihtiyaçlarını karşılamaya hazırlar biraz daha. Ama tabii ki sen bekliyorsun. Nasıl durulur, aynı benim gibi biliyorsun. Biraz daha dön eski haline. Biraz daha tasarla çoktan biten o günü. Lütfen hemen acımaya başlama kendine, biraz daha dur.”

“Kim beni ne sebeple affeder bilmiyorum.”

aptal
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 15

Piyon

Yazar: Michael Sikkofield
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 264

Merak uyandırıcı komplolar, dünyayı yöneten gizemli güçler ve hiyerarşik yapılanmalar üzerine yer yer şok eden konuları ele aldığı bloguyla kısa zamanda ciddi bir hayran kitlesine ulaşan, neredeyse internetin “okült olaylar bilirkişisi” haline gelen Michael Sikkofield, uzun ve detaylı araştırmalarla olgunlaştırdığı birikimini, roman sayfalarına taşıyor…

Kendini gizli örgütler, zihin kontrol metodları ve subliminal mesajlarla iç içe bulan bir anti-kahramanın, komplo teorilerinin gerçeklerle atbaşı gittiği bu dünyadaki macerasını elinizden bırakamayacaksınız…

Gerçekle Başedemiyorsan, Yalanlardan Bir Kule Kur.

Petek dokuyan bir arı, ağ ören bir örümcek kadar hassas çalışıyorlar. İnsanların çoğu onların varlığını ya bilmiyor ya da buna inanmak istemiyor. O kadar aşağılık ve sinsiler ki, iradeleri dışında başlayan olayları bile sahip oldukları güç sayesinde kendileri lehine çevirmeyi başarıyorlar.

Bu adamlar çok güçlü… Fakat yenilmez değiller.

“Altın fiyatlarının çok düştüğünden ve daha fazla düşmesinin mümkün olmadığından bahsedeceksin. İnsanları altın satın almaya teşvik edeceksin.”

Kendimi küvet suyunun içinde yüzen bir kıl yumağı gibi hissediyordum. Gittikçe gider deliğine daha da yaklaşıyordum sanki. Ne yapmaya çalıştıklarını sanırım anlıyorum: Bu yüzden beni terfi ettirdiler. Beni kullanacaklar…

“Tıpkı Tanrı gibi, biz de bizi hangi yolla sevdiğine önem vermeyiz Can. Bizi sevmek için vesilenin ne olduğu önemli değildir.”

“Herkesin sizi sevmesini mi istiyorsunuz?”

“Aksine çoğu insan bizden korkmalı. Dünyadaki tüm gereksiz ırklar ve aşağılık insanlar bizden korkmalı.”

“Zaten korkmuyorlar mı?”

“Yeterince değil Can. Henüz değil…”

piyon
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 16

Rıfkı Almaz

Yazar: Mehmet Doğan
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 220

Bir kilo uyuşturucu…
Evinden kaçmış genç bir kadın…
Bir torba dolusu mücevher…
Kendine ait olanı geri almaya çalışan bir mafya babası…
“Hatır borcu” ödemesi gereken bir komiser…
Son işini yapmak üzere güne başlayan bir kurye…

ve tüm olan bitenden habersiz hayatlarını eğlence, şamata ve “karı kız” peşinde koşarak geçirirken, boylarını fersah fersah aşan bir kovalamacaya bulaşan iki genç adam…

Bora ve ben korkudan neredeyse altımıza sıçmak üzereyiz. Bora arabanın arkasında, sırtüstü yerde yatıyor. Yüzü bana dönük. İki büklüm. O çok sevdiği buz rengi Loft kotunun sol bacağı siyahımsı kırmızı. Buz rengi olan tek şey Bora’nın yüzü, kot pantolonu değil. Kanlar içindeki bacağını tutuyor iki eliyle. Ben arka koltukta yüzüstü yatıyorum…

Günlerden pazartesi, 13 Nisan 1998… Tam tamına 28 yıl önce bugün, astronot Jim Lovell, Apollo 13’ten NASA Komuta Merkezi’ne “Houston! Bir sorunumuz var!“ diyordu. Oğlum Houston yetiş! Bizim sorun çok daha büyük!

Sokakta oynayan çocukların henüz tükenmediği 90’ların İstanbul’unda, cep telefonsuz ve internetsiz zamanların renkli atmosferinde geçen bu soluk soluğa kovalamacada suç, entrika ve ihanete doyacak, Bora ve Ali’nin etrafındaki çember daraldıkça kâh gülecek, kâh küfür edeceksiniz.

rıfkı almaz
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 17

Muazzam Bey’in Değersiz Hayatı

Yazar: Onur Gökşen
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 200

“Kaç yaşına gelmiştim, hâlâ bir arabam yoktu. İşe otobüsle gidip geliyordum. Ama Pazarlama Müdürü Erkut Bey’in arabası vardı, çünkü o mühendisti. O İTÜ mezunuydu, ben Açıköğretim’i zar zor on yılda bitirmiştim. O şirkete para kazandırıyordu, ben ise hiçbir şey kazandırmıyor, sadece para harcıyordum. Bir insan istese başarıdan bu kadar uzak bir hayat yaşayamazdı.”

“Tüm bunlar yetmezmiş gibi, akşam bir de canım hiç istemediği hâlde Nermin’le buluşacaktım. Evinizde olur da bir karafatma görürseniz onu öldürmeyin. Üzerine bir kavanoz kapatıp bir süre izleyin. Bir süre sonra o da kavanozun kenarına gelip sizi izleyecektir. Şimdi o suratı unutmayın, alın bir kadın vücudunun üzerine koyun, işte size Nermin. Merhaba Nermin. Nasılsın? Aşık mısın hâlâ bana?”

Biz kendi sıradan yaşantılarımızdan şikayet ederken, hepimize ibret olacak sıkıcılıktaki bir işe, dünyanın sevilesi olmaktan en uzak sevgilisine ve kendi başarısızlığı ile önemsizliğine dair sarsılmaz bir inanca sahip Muazzam Bey’in, adıyla alay edercesine vasat ve sönük olan hayatı ise bambaşka bir yöne girmek üzereydi…

“Sandalyeyi yatağın yanına çekerek oturdu, bacak bacak üstüne attı. “Muazzam, kızımı öldürmüşsün. Hayırdır bir terbiyesizliği falan mı oldu sana?” diye sordu. “Hayır efendim, bana karşı en ufak bir terbiyesizliği olmadı. Aksine çok terbiyeli yetiştirmişsiniz kendisini, çok teşekkür ederim size.” diye cevap verdim.”

Bizim de Renkli Televizyonumuz Vardı, Yedi Kere Sekiz ve Allah Belanı Versin Brokoli kitaplarının yazarı Onur Gökşen, dünyanın en şahane ismine sahip bu ilk romanında, sıradan hayatlar ve sıkıcı zorunluluklar içinde debelenen günümüz insanını, zihinlerin en derin ve karanlık köşelerindeki hayallerin gerçeğe dökülebildiği bir dünyaya davet ediyor.

muazzam bey’in değersiz hayatı
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 18

Atanamayanlar

Yazar: Başar Öztürk
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 172

İlk Yaşamımdı, Acemiliğime Geldi

“Ülgen programına uyması gerektiği için o gece evde çalışmaya devam etti. Ruhuna çok uygun bir şekilde; yavaş yavaş, belli bir ölçü içinde, sakince delirmekte olduğunun farkında değildi.”

Kaybetmeye daha isminden başlamış, hayatta hiçbir başarısı olmayan basit bir memur, ondan geri kalmayan bir fotoğrafçı ve ikisini birden parmağında oynatan fettan bir kadın…

“Apartmandan çıkarken çöpte çiçeğini gördü. Arabesk bir şarkı geldi aklına. Ama iç sesi dahi kötü olduğundan söylemedi şarkıyı.”

Şehrin en düz semtlerinde, çok tırt insanlar arasında yaşanan bir öykü…

Dayanılmayacak kadar komik ve okuyanın içini acıtacak kadar trajik…

Böyle bir hikâyenin Türkiye’de geçebileceği tek şehir ise elbette Ankara’dır.

“Ankara’nın resmi rengi gridir. Bu griliğin kaynağı devlet dairelerinin floresan ışığının memurlardan kırılarak Sıhhiye Meydanı’na yayılmasıdır. Sonra bu bölgesel yayılma gri güvercinler tarafından tüm şehre bulaştırılmaktadır.”

Başar Öztürk ilk romanında okuru birbiriyle mümkün olan en uygunsuz şekilde kesişen hayatlara yakından bakmaya davet ediyor.

Aileden, aşktan, arkadaşlıktan ve tekdüzelikten tiksinmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. Kemerlerinizi çözün ve bulduğunuz ilk kanepeye leş gibi serilin!

“Amcalar mantıklı davranışın orta sahadaki dinamosudurlar. Kavgaya dayılar gibi levye ile koşmazlar, önce kahveye gidip karşı taraftan güçlü olup olmayacaklarını tartarlar. Bu nedenle literatürde ‘gereksiz dayılanma’ tanımı kendine yer bulmuşken, ‘gereksiz amcalanma’ tanımı yer almamaktadır.”

Ülgen, Nihat, Haldun, Ayça, Rasim, Hikmet ve Necla…

Karşınızda milenyumun tutunamayanları!

atanamayanlar
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 19

Oda

Yazar: Mithat Terje
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 512

Gelecekte bir gün genç bir kız, yaşadığı evde sevgilisiyle birlikte esir alınır. Kızın üvey babası ve üvey amcası kaybolan bir nesnenin peşindedir.

Hırsızın Ilgın veya Peker, ya da ikisi birden olduğundan emindirler. Sonra, 12 saatlik çay partisi başlar…

“Bu dünyada onur ve namus kavramlarına tutunarak yaşamaya çalışan her kim varsa gen havuzundan silinip gidecektir, unutma, tamam mı?”

Açıkta bırakılmış bir el bombası gibi tehlikeli, ustura gibi keskin. Okuyanın gözlerinde bir flaş gibi çakıyor. Gevşemeye izin yok!

Yüksek zekaların birbiriyle çarpıştığı, şiddetin sürprizlerle kol kola girdiği, küçücük bir odada geçen kocaman bir macera.

“Birini tanımanın ölçüsü samimiyet değildir. Önemli olan kaç kelime sarf ettiğinizden ziyade, karşınızdakinin kaç zayıf yanını bildiğinizdir.”

Kafası saat gibi çalışan bir kızın gözlerinden; aşk, büyüme, yalnızlık, ihanet ve tiksintiyi görmeye hazır olun.

Yalnızca gerçeklerden bahseden bir roman ancak bu kadar fantastik olabilir.

“Seni seviyorum, ama ben senin malın değilim. Benden beklemediğin, hiç ummadığın yanlarımı keşfettiğinde beni iade edemezsin. Bedelimi ödemek zorundasın.”

“Nabzın yayılıyor korku akan damarlarıma. Heyecana öyle alışıyorum ki yanında, yeryüzünün kalanı sallanmak için rüzgarı bekleyen tekdüze bir başak tarlası. Kokun her yanımı sallıyor ve kalp atışların gereksizlikleriyle gürültüye boğulan bir dünyada saklanınca asla çıkamayacağım keyifli bir saklambaç gibi geliyor. Elektrik bu. Dudaklarına yaklaşıyorum. Bu ateş. Gözlerin loş ışıkta parlıyor. Buz. Nefesin sıcak, öyle har dolu ki ve yaklaştıkça korlanıyor. Kıvılcım bu. İhtiyacım olan her şeyin utanmaz bir temsilisin ve sana sahip olamadıkça kıvranıyorum. İşte boşluk. Israrla salgıladığım bir yasaksın: Bu, damla adrenalin. Hastalıksın ve iyileşmemek için dua ediyorum. Kanımdasın. Verem bu.”

oda
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 20

Kafa

Yazar: İrem Güler
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 232

Duygu, hanım hanımcık, neşeli ve iyimser biri değildir.

Bir genç kızın yaşadığı topluma uyum sağlaması için gereken şeylerin birçoğuna sahip de değildir.

Üstelik hayatında çok büyük bir diğer sorun baş göstermektedir.

“Aynaya bakmaya devam ettim. Anlayamıyordum.

Benim kafam mı büyümüş?… Yok daha neler?”

Kafası sürekli olarak büyüyen Duygu, bunu pek de kafaya takmayacaktır.

Zaten modern tıp çaresizdir. Zaten tanıdığı herkes bir şekilde çaresizdir.

Bitirilmesi gereken okullar, varılması gereken kocalar ve fethedilmesi gereken kariyerler, Duygu’nun sığındığı fantezi dünyasında birer oyuna dönüşmek üzere sıraya dizilmiştir.

“Oradan çıktığımda, ilk kat boyasını yaptıktan sonra çay molası vermek mecburiyetinde hissettiğiniz bir duvar gibiydim. Halısız zeminde karşıma oturup, höpürdeterek içmek zorundaydınız o çayı. Ağzınız için keyifli ama başka kulaklar için rahatsız edici o sesler bana çarpıp çayınıza geri dönmeliydi o anda.”

Duygu, aile, üniversite, kadın olmak, evlilik, para, hastalık, sağlık ve yetişkinliğin sıkıcılığı karşısında verdiği mücadele ile okurlara “keşke” sözcüğünü nasıl öldürebileceklerini gösteriyor.

“Kahve içmeden uyanamam da ne oluyor? Mesnetsiz kadın! Tıynetsiz, terbiyesiz!” dedim. “Kahve senin kültüründe bile yok, sen kendini ne sanıyorsun?”

Sıradanlık ile arasına süper güçlerden bir bariyer çeken bu koca kafanın öyküsünü okuduktan sonra ağzınızdan şu sözcükler dökülecek: “Sürreel olduğu kadar gerçeği de yansıtan bu müthiş macerayı okurken tek kelimeyle sürüklendim! Bunun devamı yok mu?”

kafa
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 21

Kadük

Yazar: Yiğit Turhan
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 380

Her çocuk masum değildir.

Bundan sonra kimse Türk Edebiyatı’nda “korku” yok diyemeyecek.

Çocuk kısmetiyle gelir, bazen de lanetiyle.

kadük
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 22

8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum

Yazar: Feyyaz Yiğit
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları
Sayfa Sayısı: 290

“Başkasına ait bir memnuniyetin gölgesinde dinlenemezsiniz.”

Elinizdeki eser M.Ö 8000’lerde dilden dile anlatılan epik bir destan olabilirdi. O durumda tanrılar, kahramanlar, mucizeler ve büyük yıkımların öyküsünü okumayı bekleyebilirdiniz.

Aslında “8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum”da bunların hepsi var. Yalnızca olaylar günümüzde, belirsiz bir kentin belirsiz bir sokağında yer alan “Thunder & Shadows” isimli bir kahvehanede geçiyor. Kahramanları da Ekrem, Mustafa, Sezer, İsmet, Masis ve İkbal.

“Abi izin versen anlatacağım. Demem o ki önce şöyle düşündüm, acaba salonda bir hanım çalışsa çok şık gözükmez mi? Sonra dedim, tabii ki şahane bir şey olur. Arkasından aklıma bu arkadaşım geldi. Her türlü etnik yapıya ve inanca çok saygılı olan Thunder & Shadows’a siyahi bir hanım daha çok yakışır diye düşündüm.”

Dünyanın en saçma mekanında, birbirinden acıklı karakterler etrafında akıp giden bu hikaye bizi hem gülmekten dehşete düşürüyor hem de mikroskobik yaşamlarımıza dürüstçe bakmaya çağırıyor.

“En azından vicdanım rahat mı? Ben, en azından doğru olanı mı yaptım? Bu da yetmiyor değil mi? O zaman, yerimde kim olsa aynı şeyi mi yapardı? İnsanın kendisiyle aynı fikirde olamaması ne fena.”

Bütün enerjisini “iyi” ve “doğru” olanı yapmak için harcayan, ancak ifrata kaçıp büsbütün deliren ve en sonunda birbirinin içine lağımlar akıtan insanların dramını çok tanıdık bulacaksınız.

“Bir çoban gibi güdüyordum Mithat abinin hislerini. Onu erkenden uyandıran sıkıntıları, benim çok değerli koyunlarımdı sanki. Kız kardeşiyle ilgili kaygılarına kaval çalıyordum. Fazla üzüleceği bir konuya değerse dilim, hemen yolluyordum içimdeki sinsi köpeği. Hem onu kurtarıyordum hem de kendi köpekliğimi.”

8-9 senedir kendimi i̇yi hissetmiyorum
okuyan us yayınları - üç günlük dünya edebiyatı 23

E-Bülten Abonesi Olun

En yeni içeriklerimizden ilk sizin haberiniz olsun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Gizlilik politikamızda daha fazlasını okuyun.
Lütfen spam klasörünü kontrol edip güvenli olarak işaretleyin.

Yazar Hakkında

2017 yılının Aralık ayında kurulan ve farkındalık yaratmak amacıyla gönüllülerin oluşturduğu bir topluluk.

Yorumunuzu Bekliyoruz