İlginizi Çekebilir
sarah waters
  1. Ana Sayfa
  2. Yazarlar
  3. CHUCK PALAHNIUK

CHUCK PALAHNIUK


Amerikalı roman yazarı ve gazeteci. Asıl adı Charles Michael “Chuck” Palahniuk ‘tur. Tüketim toplumunu alaycı, keskin ve yaratıcı bir üslupla analiz etmiş, “Minimalist Yazarlık” akımının öncüsü olmuştur. Sosyolojik bir araştırma statüsünde de değerlendirilebilecek nitelikte romanlar yazmıştır. Palahniuk’u tüm dünya, David Fincher tarafından beyazperdeye uyarlanan romanı Fight Club ile tanımıştır. Hollywood’un ünlü yönetmenlerinin en çok çalışmak istedikleri yazarlardan biridir.

21 Şubat 1962’de, Carol Palahniuk ve Fred Palahniuk’un dört çocuğundan biri olarak Amerika’da dünyaya geldi. Çocukluk yılları doğduğu yer olan Washington’ın Burbank kentinde mütevazi bir evde geçti. Sonraları anne babası boşanan Palahniuk, 3 kardeşiyle birlikte büyükbabasının Doğu Washington’daki sığır çiftliğinde yaşamaya başlayacaktı.

20’li yaşlarında University of Oregon’s School’un gazetecilik bölümüne kaydoldu. Eğitimini sürdürürken bir yandan da Oregon’daki radyo istasyonu National Public Radio’da staj yapıyordu. 1986’da oku Portland’a yerleşti. Kısa bir süre lokal bir gazetede yazdıktan sonra kamyon imalatı yapan bir fabrikada tamirci olarak çalışmaya başladı. Bu dönem boyunca kamyonların onarılması için kullanım kılavuzları hazırlayan Palahniuk, gazetecilikle ilgilenme fırsatı bulamıyordu. Landmark Education tarafından düzenlenen seminerlere katıldıktan sonra fabrikadaki işinden ayrılma kararı alan Palahniuk, gazeteciliğe geri döndü. Ancak sadece gazetecilikle ilgilenmek istemediği için farklı projeler üzerine yoğunlaştı. Bu dönemde evsizler için yapılan bir barınma yurdunun çalışmalarında gönüllü olarak görev aldı. Ardından ölümcül derecede hasta insanların grup toplantılarıyla desteklenerek ağırlanması şartını koşarak bir yurtta çalışmaya başladı. Gönüllü olarak yaptığı bu işi kendisinin destek verdiği bir hastanın ölmesi sonucu bıraktı.

Palahniuk, Cacophony Society adındaki protest ve isyankar bir grubun da çalışmalarını yakından izliyor ve gruba üye olmak istiyordu. Cacophony Society tarafından gerçekleştirilen etkinliklerin düzenli katılımcılarından biriydi. Daha sonra yazacağı kurgusal ve kurgusal olmayan öykülere ilham verecek olan grubun etkinlikleri, etkisini en çok Cacophony Society’yi temel alarak yazdığı Project Mayhem in Fight Club’ta gösterecekti.

Palahniuk 30’larının ortalarında öyküler yazmaya başladı. Aralarında Tom Spanbauer’ın verdiği yazarlık workshop’u da olmak üzere bir çok yazarın kursuna devam etti. Tom Spanbauer, Palahniuk’un minimalist yazım tarzından çok etkilendi.

Chuck Palahniuk’un yazdığı ilk kitap, “Insomnia: If You Lived Here, You’d Be Home Already”, öyküsüyle hayal kırıklığı yaratınca basılamadı ancak yazar öykünün bir bölümünü daha sonra Fight Club’ta kullanacaktı.

Bir sonraki romanı “Invisible Monsters”’ın kaderi, kitabın yayıncılarca oldukça rahatsız edici bulunmasından dolayı ilk ki sonra Palahniuk en ünlü romanı olacak Fight Club’ı yazmaya başladı. Yayıncısını yeni kitabını basması için ikna etmeye çalıştıkça daha çok reddediliyordu. İlk işine geri dönen ve boş zamanlarında Fight Club’ın hikayesini yazan Palahniuk, 1995’te daha sonraları Fight Club’ın altıncı bölümü olacak Pursuit of Happiness ismini verdiği kısa hikayesini yayınladı. Ancak hikâyeyi genişletmek ve tam bir roman haline getirmek isteyen yazarın bu isteğine yayıncısından gelen cevap Palahniuk için oldukça şaşırtıcı oldu: Kitap basılacaktı.

Fight Club, yayınlandıktan sonra pozitif eleştiriler almasının yanında Pacific Northwest Booksellers Association ve Oregon Book Award’ın verdiği “En İyi Roman” ödüllerinin sahibi oldu. Kitaba Hollywood yolunun görünmesi de uzun sürmeyecekti. Çünkü yönetmen David Fincher, Fight Club’ı beyaz perdeye uyarlamak istiyordu. Film 1999’da tamamlanıp vizyona girdikten sonra, Amerika’daki birinci haftasında en çok izlenen film olmasına rağmen box-office’te hayal kırıklığı yarattı ve filmle ilgili yapılan eleştiriler çeşitlilik gösterdi. Fakat Fight Club’ı kült hale getirecek bir izleyici grubu vardı, zira DVD’si yayınlanır yayınlanmaz film büyük bir popülarite kazandı. Kitap 1999’da, film adaptasyonu hakkında yazarın önsözünün eklendiği 2004’te ve 2005 yıllarında olmak üzere toplam 3 kez yeniden yayınlandı.

1999’da Fight Club’un tüm dünyadaki büyük başarısından sonra Palahniuk oldukça trajik bir olay yaşadı. Babası Fred Palahniuk’un gazete ilanı aracılığıyla tanıştığı Donna Fontaine ile ilişkisi oldu. Ancak Fontaine’in cinsel istismar suçundan hapse attırdığı eski sevgilisi Dale Shackleford, hapisten çıktıktan sonra çiftin başına bela oldu. Dale Shackleford, Palahniuk’un babası Fred Palahniuk’u ve Donna Fontaine’i öldürdü. Babasını trajik #8217;a idam cezası verilip verilmemesiyle ilgili karar verme süreciyle başa çıkabilmek için kitabı Lullaby’ı yazmaya başladı.

Lullaby, Pacific Northwest Booksellers Association tarafından ödüle layık görüldü.

2003 eylülünde Entertainment Weekly’den Karen Valby ile yaptığı röportajda Palahniuk, Valby’nin sorusu üzerine, sanılanın aksine bir kadınla evli olmadığını ve birlikte olduğu kişinin bir erkek olduğunu ima etti. Palahniuk, Valby’nin iznini almadan bu bilgiyi okuyucularıyla paylaşacağına inandığı için, web sitesine Valby hakkında olumsuz yorumlarda bulunup gay olduğunu açıkladığı bir kayıt ekledi. Ancak durum farklıydı. Zira Valby, buna yazısında yer vermemişti ve vermeyecekti. Hayranları Palahniuk’un cinsel tercihleri yüzünden utandığını düşündü ve daha sonra yazar sitesinde bu kaydı yayınlamaktan dolayı duyduğu pişmanlığı dile getirerek hayranlarından özür diledi.

Aynı yıl web sitesi üyeleri tarafından hayatının anlatıldığı “Postcards from the Future: The Chuck Palahniuk Documentary” belgeseli çekildi.

Resmi fan sitesi The Cult’ın üyeleri, Palahniuk’un kendilerine ticaretin hilelerini öğrettiği workshoplara başladı. Yazar ayrıca sitede yazım stiliyle ilgili her ay bir done veriyor, kendisine sorulan soruları yanıtlıyordu.

Palahniuk, ayrıca kendi tarzı olan minimalist yazarlıkla ilgili olarak sitede verdiği bilgileri bir araya getireceği bir kitap projesi olduğunu açıkladı.

İngiliz grup Fightstar, Palahniuk’un sit-com’larda kullanılan gülme efektiyle ilgili teorisinden yola çıkarak bir şarkılarının ismini “Palahniuk’s Laughter” olarak değiştirdiler.

Ünlü müzik grubu Panic! at the Disco’s debut albümleri A Fever You Can’t Sweat Out’taki birçok şarkılarında, Palahniuk’un çalışmalarını referans aldılar.

Palahniuk’un edebiyat ve sinema dünyasında kült bir figür haline gelmesinden sonra, daha önce basılmayan kitabı “Invisible Monsters” revize edilerek “Survivor” adıyla yayınlandı. Yazarın New York Times’ta bestseller olan ilk kitabı ise Survivor’dan birkaç yıl sonra yayınlanan “Choke”tu. O tarihten sonra basılan her kitabı aynı ilgiyi görmeye ve aynı başarıyı kazanmaya devam eden yazar, tüm kitapları için dünyanın dört bir yanında tanıtım turları gerçekleştirmeye başladı.

Yazar 2003’te kitabı Diary’nin promosyonu için çıktığı turnede, okuyucularına Haunted adlı kitabında da yayınlanacak ve mastürbasyon kazalarını anlatan hikayesi Guts’u okuduğunda, 35 kişinin baygınlık geçirdiği rapor edildi.

Playboy dergisi Mart 2004 tarihli sayısında hikayeye yer verdi, ancak Palahniuk’un yayınlaması için Playboy’a önerdiği ikinci hikayesi, dergi yöneticileri tarafından oldukça rahatsız edici bulunduğu için yayınlanmadı. Palahniuk 2004 yazında “Stranger Than Fiction: True Stories” için çıktığı tanıtım turunda, hikayeyi yine okudu ve bu kez baygınlık geçiren kişi sayısı 60’a yükseldi. Yazar bunun üzerine yaptığı açıklamada olaylardan rahatsız olmadığını ve okuyucularının olanlar yüzünden Guts’u ve diğer kitaplarını okumaktan vazgeçmeyeceğini belirtti.

Yazar son olarak yayın tarihi 12 Ekim 2007 olarak açıklanan “Zarour Files” isimli romanını yazmıştır ve mayıs 2007’de yayınlanacak “Rant” isimli kitabı için şu anda Kanada’da bulunmaktadır.

Chuck Palahniuk’tan

“Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olmayacağız… Hepimiz heba oluyoruz… Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş… Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz… Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz… Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız… Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık…. Bizim savaşımız ruhani savaş… Ve bunalımımız kendi hayatlarımız…’

“Sizin sevdiğiniz ile sizi seven asla aynı kişi değildir.”

“Her şeyi yapabilecek kadar özgür olabilmen için her şeyini kaybetmen lazım”

“Sahip olmak istediklerin, sana sahip olurlar.”

“Bize inandırılan bu gerçek dışı dünyada yaşıyoruz, hiç bir teste tabii tutulmadığımız için neleri kurtarabileceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok.”

Kitapları

Zoka

Sinemaya da aktarılan Dövüş Kulübü romanıyla geniş okur kitlelerine ulaşan ve adı New York Times’ın çoksatan yazarlar listesinde yer alan Chuck Palahniuk yetişkinlere özel yeni hikâyelerden oluşan muzır bir boyama kitabı ile karşınızda. Çizgi roman dünyasının en heyecan verici sanatçılarının çizimleriyle: Lee Bermejo, Kirbi Fagan, Duncan Fegredo, Tony Puryear, Alise Gluškova, Marc Scheff, Steve Morris, Joëlle Jones.

Uyarı: içerik fazlasıyla rahatsız edicidir. Körlüğe, akıl sağlığının kaybına, uykuda boşalmaya, avuç içinden kıl çıkmasına veya yukarıda belirtilenlerin hepsine birden neden olabilir.

Dövüş Kulübü

İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke.İlk kez yayımlandığı 1996’dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni binyılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam. Aynı dayanışma gruplarının bir başka müdavimi, toplum kaçkını bir genç kadın. Ve Tyler Durden; yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran yarı çılgın bir kurtarıcı, baştan çıkarıcı bir intikam meleği. Tyler’ın felsefesine göre, tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır. Çok geçmeden, gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir dövüş kulübü ülkenin dört yanını saracaktır. Ama Tyler’ın dünyasında sınırlara ve kurallara yer yoktur. Kendi bedenini örseleyen bir müritler ordusu, toplum düzenini ve konformizmi imha etmek üzere Tyler’ın peşine takılır…

Ölüm Pornosu

Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kâbuslarına mı demeliydik? Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir “marazi” karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright’ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani “damızlık erkekler”in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600’ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikâyeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya.

Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde. Ancak dikkat! Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyorsanız bu romanı okumayın!İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın! Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza elektrikli süpürge ve ütüden önce girmiş olmasını kabul edilemez buluyorsanız bu romanı okumayın! Kısacası, düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil! Bizden söylemesi!

Günce

“Her şey bir otoportre. Her şey bir günce.”Elinizde tuttuğunuz kitap bir günce. Kalemi eline alan kişinin korkularına, sevinçlerine, hüzünlerine yapılan bir yolculuk. Sıradan bir insanın sıradan yaşamı…Belki de sıra dışı birinin zaman zaman peri masalına, zaman zaman kâbusa dönüşen yaşamından kesitler sunan anı parçacıkları. Sahte mücevherlerin ışıltısına kapılan bir kadının öyküsü bu. Komadaki kocasının günbegün çürümesini izleyen, sanat, yaşam ve ölüm üçgeninde sıkışıp kalmış bir kadının. Kimilerine göre basit bir garson, kimilerine göre ise her an bir başyapıt yaratabilecek büyük bir ressam. Anakarayla bağlantısı her an yok olabilecekmiş gibi gözüken Waytansea Adası’nın gizemli öyküsü bu aynı zamanda.Her şey başka birinin yaşamını sürdürmeye zorlanarak bireyselliğini yitiren Misty Marie Kleinman’ın güncesinde saklı. Bir tek kişi tarafından yazılmış bir günce bu. Ancak gerek anlatıcı, gerek anlatılan hikaye açısından pek çok katman söz konusu.

Chuck Palahniuk, insanın ezeli ölümsüzlük arayışına tüyler ürperten bir bakış atarken, sanatın denetlenemeyen gücüne de saygı duruşunda bulunuyor. Misty’nin güncesini tuvale yansıtırken hiçbir detayı gözardı etmiyor. Bizler, kimi zaman acımasızca vurulan fırça darbelerini izlerken, geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçiyor. Ben ve öteki arasındaki ayrım gittikçe silikleşiyor. Gerçek ve hayal arasındaki karmaşık ilişki zihnimizi bulandırıyor. Ve kişisel komalarımızdan çıkıp kolektif bir komaya giriyoruz hep beraber. Kimin kimi kandırdığı belli olmayan bir oyun oynanıyor. Kimin kurban olduğu belli değil. İnsan kendi yazgısını elinde tutabilir mi? Yoksa zalim feleğin elinden oyuncak mıdır? Yalan mı daha gerçek, gerçek mi en büyük yalan, belli değil. Zira Waytansea Adası dört tarafı gerçeklerle kaplı bir yalan…“Sadece kayıtlarda bulunması açısından, Günce zehirli bir kobra yılanı kadar hipnotik.” Ira Levin

Bir Haz Markası “Beautiful You”

“Bir Milyar Kocanın Pabucu Dama Atılmak Üzere”

Ezik çağdaş erkek ruhunun klasikleşmiş portresinin çizildiği Dövüş Kulübü’nün yazarı şimdi de kadın hazzına dair karanlık pazarlama imkânları hakkında bir roman kaleme almıştır. Kız kardeşler bir başlarına haz alabileceklerdir. Ve bunu habire, defalarca, durmadan yapacaklardır…

Penny Harrigan Manhattan’daki büyük bir hukuk bürosunun alt kademe çalışanlarından biridir. Asansörü bile bulunmayan tek odalı bir apartman dairesini iki arkadaşıyla paylaşmaktadır. Çok da parlak olmayan bir aşk hayatı vardır. “Orgazm-Pınarı” lakaplı, yazılım mega-milyarderi, dünyanın en nefes kesici ve en başarılı kadınlarının sevgilisi, seçkin C. Linus Maxwell tarafından akşam yemeğine davet edilince aklı başından gider. Maxwell, bu yemek sonrasında Penny’yi Paris’e uçuruverir. Onu orada günler boyunca, aralıksız hazzın akla hayale gelmez doruklarına ulaştırır. Peki, bunun nesi hoşa gitmez? Şu: Penny, dünya çapında Beautiful You adlı marka şemsiyesi altında pazarlanacak bir dizi ürünün geliştirme sürecindeki deneklerden biri olduğunu fark eder. Bu ürünler o kadar güçlü ve etkilidir ki, milyonlarca kadın ilk günlerden itibaren bunların satıldığı Beautiful You mağazalarının önünde kuyruğa girer. Sonra da kendilerini odalarına kapatıp hiç dışarıya çıkmazlar. Yeni pillere ihtiyaç duymaları dışında… Maxwell’in erotizme dayanan dünya hâkimiyeti planının önüne geçmek gerekir. Ama nasıl?

Anlat Bakalım

Katherine Kenton, Houdini gibi yaşıyordu. Bir kaçış ustası gibi. Evliliklermiş, tımarhanelermiş, kaçarı olmayan Pandro Berman stüdyo sözleşmeleriymiş… fark etmez… Bayan Kathie kendini kapana kıstırıyordu çünkü son anda zincirlerinden kurtulmak ona muazzam bir başarı hissi veriyordu.

Pek çok evlilik ve estetik operasyonundan sağ çıkmış Katherine Kenton, namı diğer Bayan Kathie, Altın Çağı’nı yaşayan 1960’ların Hollywood’unda yıldızı sönmekte olan bir aktristir. Hazie Coogan ise yaşlanan film yıldızının yardımcısı, sekreteri, hizmetçisi, aşçısı… her şeyidir. Hatta ona sorarsanız, Katherine Kenton’u o yaratmıştır. Bir gün Webster Carlton Westard isimli genç ve yakışıklı bir adam Katherine’in hayatına ve yatak odasına girince, Hazie için tehlike çanları çalmaya başlar. Ancak Hazie’nin hayatının başyapıtını korumak için yapmayacağı şey yoktur.

Tabu konuları çarpıcı bir üslupla dile getirmesiyle nam salmış Palahniuk, bu sefer bizi Hollywood’un ışıltılı dünyasına ve bir o kadar da karanlık sahne arkasına götürüyor. Kısacık bir romana ustaca sığdırdığı çeşit çeşit senaryo ve zengin oyuncu kadrosuyla Palahniuk, eminiz, okuru yine zekâsına hayran bırakacak.

Ninni

“Dil uzaydan gelme bir virüstür!” Chuck Palahniuk Ninni’de William Burroughs’un bu sözlerinin devamını getiriyor: Sallanmakta olan bir gevezelik kulesinde yaşıyoruz. Doğal yaşam katledildiği için yalnızca dilin kargaşa dolu dünyası kaldı elimizde.
Ve bir de ölüm şarkısı…

Gazeteci Carl Streator, ani bebek ölümleri üzerine bir yazı dizisi hazırlamakla görevlendirilir. Araştırmaları sırasında, ölümler arasında meşum bir bağ keşfeder: Ölüm şarkısı. Akıldan geçirildiğinde bile ölümcül bir silahtır bu. Şarkının hâkimiyetine giren Streator, istemese de bir seri katildir artık. Amacı ise daha fazla insan öldürmek değil, şarkının yayılmasını engellemektir. Hayaletli evlerin emlakçisi Helen Hoover Boyle ile birlikte, şarkıyı avlamak için ülke çapında bir yolculuğa çıkarlar…

Büyük Birader’in şarkılarıyla beslendiğiniz, kültürün mallarıyla uyuşturulduğunuz, New Age palavralarıyla yumuşatıldığınız, reklamlarla uyutulduğunuz ve devletin görünmez, ama baskıcı varlığıyla topyekûn kuşatılıp ahmaklaştırıldığınız, bile isteye tektipleştirildiğiniz Yeni Dünya’ya hoş geldiniz!
Chuck Palahniuk Ninni’de bu temalardan yola çıkarak dilin tehlikelerine dair rahatsız edici bir fantezi ve sert dönüşlerle örülü sıkı bir dehşet hikâyesi kuruyor. Ne var ki, iyiyle kötünün savaşı değil Ninni. Medya Çağı’na, materyalizme ve tüketim hastalığına yönelen oklar sayesinde, yazar elindeki kartları karıştırıyor ve iyilik saydığımız her şey kötülüğe karışıyor. Size söylenen ninni, bu kez uykunuzu kaçırıyor.
Bıçak keskinliğinde alayı ile yeraltına dalmaktan korkmayan bir edebiyat yapıtı. Ya tüket ya da öl diyen bir dünyada, bir ninninin buz gibi kollarında özgür iradeye doğru aykırı bir yolculuk…

“Amerikan romancılarının en delişmeni Chuck Palahniuk yine tam on ikiden vuruyor. Müthiş bir komik enerji, dolu dolu bir manik düşlem, alev alev yakan bir taşlama.”
Newsday

Lanetli

Orada mısın, Şeytan? Benim ben, Madison. Şimdi geldim buraya, Cehennem’e; ve belki de aşırı doz marihuanadan ölmek dışında hiçbir şey benim hatam değil. Belki de şişman… gerçek bir domuzcuk olduğum için düştüm Cehennem’e. Kendine saygın yeterli olmadığı için Cehennem’e gidilebiliyor mu bilmiyorum ama ben bu yüzden buradayım. Keşke yalan söyleyip, sarı saçlarım ve iri göğüslerimle bir deri bir kemik olduğumu anlatabilseydim sana. İnan bana, şişma-nım ama çok iyi nedenlerim var bunun için. Önce kendimi takdim edeyim… İşte böyle başlıyor daha on üç yaşındaki, narsist ve milyarder bir Hollywood yıldızının kızı Madison Spencer’ın heyecanlı, eğlenceli, biraz da korkunç Cehennem macerası…

Dünyaya dair hatırladığı son şey, lüks bir otomobile bindiği ve uykuya daldığıdır. Sonra Cehennem’de bir hücrede uyanır. Yan hücrelerde kalan kendisi gibi genç günahkârlardan oluşan renkli bir grupla tıraş bıçağı, peçete ve izmarit atıkları, kırık camlar, kepek, zalim tarihsel şahsiyetler, bok, salya, balgam, cerahat dolu bataklıklar, göller ve okyanuslarla, her çeşit iblisle dolu ve elbette dehşetli ateşlerin yandığı Cehennem topraklarında zorlu bir yolculuğa çıkarlar.Baştan sona olağanüstü zeki gözlemlerle, toplumsal eleştiriyle, şiddetle, hicivle, akılla ve aşkla örülü, çok katmanlı ama büyük bir zevkle okunacak, sizi asla yanıltmayacak, o her zamanki irkiltici ama eğlenceli Palahniuk kitaplarından biri, Lanetli.

Pigme

Eleman ben, ajan 67 numaranın beyanı burada, bu kitapta başlıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin kentine ülkesinden ge-len namı diğer Pigme’nin.Burada, geniş soluklu inek baba, tavuk anne, kedi kız kardeş ve domuz köpek erkek kardeşle birlikte yaşayacak bu ajan. Tabii kısa bir süre. Kargaşa Operasyonu’yla, emperyalist düzenin ve bu düzenin sahipleri, en çok nefret edilen Amerikalıların canına okuyana kadar. Dönek Yahudi, kokuşmuş dâhi, atom bombasının babası Robert Oppenheimer’ın dediği üzere, “Ölüm gibi, dünyaların yıkıcısı” olacak eleman ben.Tüm kitaplarında, vahşi kapitalist sistemi ve bu sis-temin parçası tüketim toplumunu ona damgasını vuran klişeleriyle birlikte en iyi eleştiren yazarlardan biri olan Chuck Palahniuk, Pigme’de iki farklı sistemin, liberal kapitalizmin ve otoriter devletçiliğin, adeta otopsisini yapıyor. Bunu yaparken de yine iğrenç, edepsiz, pervasız bir dil kullanmaktan, tüm putları teker teker kırmaktan, yüz kızartmaktan ve karın ağrıtmaktan çekinmiyor.

Ancak bu defa, zekâ dozu çok yüksek hikâyesine mizahı da bolca katmış. Hatta aranırsa içinde aşk bile var!Pigme’yi okurken her zamanki gibi anarşist ruhunuz harekete geçecek. Ancak bu defa bolca eğleneceksiniz de. İçinizden kapitalizme, faşizme bir uçan tekme atmak geçecek, Pigme’nin her fırsatta yaptığı ya da yapmayı hayal ettiği gibi. Kısacası, her şey var bu kitapta; aşk, cinayet, kahkaha, ayaklanma, devrim ve ihanet…

Gösteri Peygamberi

Yalnızlık, yabancılaşma, şiddet, pornografi, tüketim ve şöhret açlığı…Televizyon kanallarından boca edilen sayısız yalanla kirlenmiş, hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk… Gösteri Peygamberi, yeni bir binyılın başındaki modern dünyanın ürkütücü çılgınlığına ilişkin karanlık bir taşlama; medya, şöhret ve pop kültürüne yönelik sivri dilli bir aşağılama…Tender Branson, Creedish mezhebinin dünyadan yalıtılmış sahte cennetinde doğup büyümüş ve dış dünyaya gönderilmiş binlerce misyonerden biri.Kilise doktrinine göre görevi, yaşadığı sürece çalışmak ve gerekli olduğunda ölmek. Kaderi beklenmedik biçimde değişip onu şöhretin doruklarına taşırken aynı zamanda medya ve popüler kültürün içyüzüyle tanıştırıyor. Yarı tanrıya dönüşme yolunda yaşadıkları yakında yüzleşeceğimiz kıyametin çarpıcı bir habercisine dönüşüyor…

Branson, mezhepte kendisine zaten hiç verilmemiş olan hayatı “dış dünya”nın çirkinliğine sonuna kadar gömülerek yok etmeyi deneyecektir. Ne var ki, hayatına karışan gizemli Fertility Hollis’e göre, kendine bir kader çizmeye çalışması anlamsızdır. Olacaklar zaten bellidir ve olmak zorundadır…Ve “intihar etmekle şehit olmak arasındaki tek fark gazetede manşet olmaktır.” Chuck Palahniuk, önlenemez kaderine doğru nefes kesici bir hızla sürüklenen kahramanının gözünden tüketim toplumunun hastalıklı ve anlamsız yaşam biçimini bize bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Dövüş Kulübü’nün yazarından, en az ilki kadar çarpıcı bir roman, benzersiz bir yeraltı edebiyatı örneği.Gösteri Peygamberi, Amerikan gündelik hayatına yönelik nefis bir taşlama.” Newsday

Görünmez Canavarlar

Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, yanılsamanın hüküm sürdüğü şu dünyada bize iyi ve doğru olarak dayatılanı değil de, kötü olduğu söylenerek bizden uzak tutulanı tercih etmek ne derece mümkündür? Chuck Palahniuk, bize yine roman olarak ulaşan bu üçüncü “kimlik krizi”nde, aile ve toplumda var olan genel geçer davranış kalıplarının altında yatan gerçekliği evirip çeviriyor.Genç ve güzel manken Shannon mutlu olmak için her şeye sahiptir: Parlak bir kariyer, kitlelerin ilgisi, yakışıklı bir sevgili ve yakın bir dost.Ancak geçirdiği bir ‘kaza’ yüzünün yarısını yok ettiğinde, görünmez bir canavara dönüşür. Hastanede tanıştığı, ameliyatla kadın olmaya hazırlanan transseksüel Brandy Alexander, ona geleceğini yaratabilmek için geçmişini silmesi gerektiğini, gerçek keşiflerin hep kaostan çıktığını öğretir.

Bu süreçte Shannon, Brandy Alexander’la ve kendisini aldatan sevgilisi Manus’la bir intikam yolculuğuna çıkacaktır. Kişisel ve toplumsal arızaların kol gezdiği, çağdaş bir çorak ülkede çıkılan bu yolculukta üçünün isimleri, kimlikleri ve geçmişleri her şehirde değişirken, okur da görüntüye, yüzeyselliğe odaklanmış bir dünyada aile, sevgili, arkadaş konumundaki insanlarla ilişkilerin sığlığına tanık olur.Palahniuk cinsiyet değiştirme operasyonlarının büyük ölçüde kolaylaştığı ve yaygınlaştığı bir çağda, cinsiyetlerin bile görüntüden ibaret olduğunu vurguluyor. Bir yandan güzellik ve kimlik kavramlarına bakarken, tüketim toplumuna ve estetik operasyon kültürüne haşin saldırılar yöneltiyor. Üstelik bütün bunları okurunu adeta bir eğlence trenine bindirip baş karakterinin geçmişiyle bugünü arasında dolaştırarak ve şaşırtıcı bir finalle adamakıllı sarsarak yapıyor.Yazarın sarsıcı ilk romanı Dövüş Kulübü, Görünmez Canavarlar’ın yanında aheste bir payton gezisi gibi kalıyor.” James Sullivan

Kaçaklar ve Mülteciler

Chuck Palahniuk’in bademciklerinin bu aralar nerede ikâmet ettiğini bilmek ister misiniz? Peki ya Chuck’ın MTV’de bir video klipte görünmesinin hikâyesini? Mutfak dolaplarınızda saklanmış bir mankeni aradığınız oldu mu hiç? Şu bizim Chuck’ın özyaşamıyla ilgili, adamın insan içine çıkmasını zorlaştıracak bazı anekdotlardan haberdar olmak cazip geliyor mu size?Bütün bunlar ve daha neler neler. Hepsi Kaçaklar ve Mülteciler’de. Yazar Katherine Dunn, Portland’da herkesin en az üç yaşamı ve üç kimliği olduğunu söylüyor. Amerika denen memleketteki “en kafayı sıyırmışların” toplandığı Portland’ın sokaklarında, Palahniuk’la birlikte maceradan maceraya koşmaya, şehrin ünlü ünsüz sakinleriyle tanışmaya ne dersiniz?Hiçbir gezi rehberinin size veremeyeceği şeyler var bu kitapta: Biraz tarih; biraz söylence; tekinsiz mekânları, güzel restoranları ve çılgınlıklarıyla capcanlı bir şehrin nabzını tutma olanağı.

Her köşe başında rastlayacağınız dost canlısı insanları da cabası.Kişilere özel garip müzeler de dahil olmak üzere bütün o ilginç mekânlar, her yıl yinelenen tuhaf etkinlikler ve hayalet öyküleri. Şehir merkezinin altındaki kanallarda turlayın. İster homoseksüel ister hetero olun, seks kulüplerini ziyaret edin.Söz verin gerçek hayalet öykülerini duyduğunuzda, yaşayan ölülerle burun buruna geldiğinizde korkmayacağınıza! Hayvanat bahçesinde insanoğluna şaşırtıcı derecede benzeyen filleri muhabbet ederken gördüğünüzde şaşırmayacaksınız!Halihazırda Portland’da kaçaklarla mültecilerin arasında yaşayan Palahniuk, bir elinde fotoğraf makinesiyle şehri bize kare kare gezdirirken, “tarih”, “(öz)yaşam öyküsü” ve “kurmaca” kavramlarını da “yeraltı”ndan gün ışığına çıkarıyor.

Tıkanma

“Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak,” uyarısı ile başlayan bir roman elinizdeki…Bütün dünyada büyük ilgi gören Dövüş Kulübü’nün yazarından, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetine ve Amerikan rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap Tıkanma…

Tıp Fakültesi’nden atılan Victor Mancini para kazanmak için şöyle bir yol tutturmuştur: Lokantalarda boğazına takılan yiyecekle boğulma numarası yapmakta, kurtaran kişinin kendisinden sorumlu olmasını sağlamaktadır. Böylece, kurtaran kahramanlaşmakta, sıkıcı hayatının bir anlamı, arkadaşlarına gurur duyarak anlatacağı bir hikâyesi olmakta, hayatını kurtardığı kişiden daha sonra da kendini sorumlu hissederek, ona sık sık yardım etmektedir. Bir tür “sürekli kahramanlık” hali…Kendisini annesinin çocuğu gibi değil de rehinesi gibi hissederek büyüyen, anne ve babaların “kitlelerin yeni afyonu olduğunu” düşünen, Tanrı’nın olmadığı bir dünyada, kutsal ve tecavüz edilmez olan annelerin yeni tanrı olduğunu iddia eden Mancini, bütün bunları devrimci eğilimler taşıyan annesinin tedavi masraflarını karşılamak için yapmaktadır.

Boğulma numaralarından fırsat buldukça iflah olmaz bir seks bağımlısı olarak ilacını arar: Mastürbasyon yapmadığı her gün için eve bir kaya getiren arkadaşıyla birlikte, hayatın sillesini yiyerek dağılmış insanlarla birlikte olur…Palahniuk, Gösteri Toplumu’nun en veciz yazarlarından biridir. Çarpıcı, gerçekdışı, tutarsız ve anlamsız. Aynı zamanda müthiş bir hayalgücü ve yergi kapasitesi eşliğinde ev, araba, televizyon ve kazanmaya indirgenmiş hayatların içyüzüne bakar; bilinçaltlarındaki genelevleri ziyaret eder…Chuck Palahniuk’un yeni romanı Tıkanma seks, sümük, göt, hastalık, bağımlılık, algı ve ölümle dolu. Deforme olmuş tavuklardan söz etmeye bile gerek yok. Bunlardan tiksinen biriyseniz, Tıkanma size göre bir roman değil. Aslında Palahniuk size göre değil. Gidip kendinize daha sığ ve yergiden yoksun bir yazar bulabilirsiniz.” Bob Batchelor

Tekinsiz

“Ortadan kaybolun. Sizi başyapıtınızı yaratmaktan alıkoyan her şeyi geride bırakın. İşinizi, ailenizi ve evinizi; tüm bu sorumluluklarınızı ve dikkatinizi dağıtan şeyleri üç aylığına askıya alın. İşinize tam anlamıyla odaklanmanızı sağlayacak bir ortamda, kafa dengi insanlarla birlikte yaşayın. Katılmaya hak kazananlar için kalacak yer ve yemek bedavadır. Profesyonel bir şair, romancı veya senarist olarak yeni bir gelecek kurma şansını yakalamak için hayatınızın küçük bir bölümüyle kumar oynayın. Çok geç olmadan, hayalini kurduğunuz hayatı yaşayın. Yer çok sınırlıdır.”Her şey yukarıdaki ilanla başladı. Bunun yazarların inzivası olması gerekiyordu. Güvenli ve huzurlu bir yer olacaktı.

Meğer öyle değilmiş. Birbirimize isimler verdik. Leydi Çöpçü, Ajan Fitneci, Aziz Bağırsaksız gibi. Hatalarımıza, suçlarımıza, günahlarımıza istinaden uydurduğumuz isimlerdi bunlar. Anlatacak birbirinden korkunç, kafa karıştıran, mide bulandırıcı hikâyelerimiz vardı. Ancak en korkunç hikâye, bizi bir araya toplayan adamın birer kurbanı olduğumuzu anladığımızda yazılmaya başladı. Ve biz parıltılı “şöhretler” dünyasına kapağı atmak adına tırnak sökmeyi, penis kesmeyi, insan pişirip yemeyi bile göze aldık; ama artık çok geçti…

Çarpışma Partisi

Onu herkes farklı anlatıyor. Biri, “Yedi Bela Öğğk Casey aslında kötü biri değil; sadece dünyada sa-hici bir şeyler bulmaya çalışıyor” diyor.Onu etkileyici ve olağanüstü bulanlar kadar onun iğrenç, korkutucu, hatta katil olduğunu düşünenler de var. Peki kim bu Öğğk Casey denen adam?Chuck Palahniuk’un, her zaman olduğu gibi, bir öncekinden daha çılgın bu romanı bir anlamda sözel kişisel tarih. Amerika’nın başına bela kesilip, yürüyen ve konuşan bir kitle imha silahına dönüşen iğrenç mi iğrenç bir tipin, Yedi Bela Öğğk Casey’nin, hayatına giren ya da girmeyip şöyle bir kenarından geçen bir sürü insanın sözlü anlatımıyla, kimsenin hayal bile edemeyeceği eylemlerine tanık oluyoruz.

Öğğk Casey daha küçük yaşta, koklayarak ve tadarak olaylar ve kişiler hakkında çok şey söylemek gibi olağanüstü özelliklere sahiptir. Doğduğu Middleton kasabasının çölünde hayvan yuvalarına kolunu ya da bacağını sokarak kendine kuduz bulaştırır. Çok zeki olmasa bile uyanıktır ve hayatın kanlı, canlı gerçekliğine herkesten farklı yaklaşır. Dolayısıyla yaşadığı aşk bile şiddetli, tiksindirici ve zorlayıcıdır. Elbette, seksidir de. Büyük şehre taşındığında “arabalarla yapılan Dövüş Kulübü” diyebileceğimiz Çarpışma Partisi’ne katılır ve sıra dışı olaylar yaşanmaya devam eder…Kısacası, roman boyunca yine rahatsız olacaksınız. Bu kitapta, insanların sıradan hayatlarındaki günlük tecrübelerine gizlenmiş aşırılıklar öyle açık, net ve sansürsüz anlatılıyor ki, zaman zaman utanacak, iğrenecek ve dehşete düşeceksiniz. Ama sonunda her zamanki gibi, aklın sınırlarını zorlayan bir yazarı okumanın verdiği mutlulukla hınzır bir gülümseme yayılacak yüzünüze.

Kurgudan da Garip

Şurası gerçek ki Chuck Palahniuk, ister kafasının içinde ister hayatın içinde olsun, garip şeyler bulma konusunda inanılmaz becerikli bir yazar.Kurgudan da Garip adlı kitabında Chuck Palahniuk bizi herkesin sahnede çırılçıplak istediğiyle istediği biçimde sevişmekte özgür olduğu Montana’daki Taşak Festivali’ne, oradan kaşların yarıldığı dudakların patladığı Olimpiyat güreş seçmelerine, daha sonra da motor yağlarının yerlere aktığı, tekerleklerin havada uçuştuğu biçerdöver parçalama yarışmasına götürüyor. Kendi hayatından örnekler veriyor ve bize bir arkadaşıyla Seattle sokaklarında köpek kılığında dolaşırken insanların nasıl tepki verdiğini anlatıyor. Gittiğimiz her yerde ve tanık olduğumuz her olayda görüyoruz ki hayatın kendisi hakikaten kurgudan da garip.

Chuck Palahniuk bu kitabında ilginç kişilere tutuyor bazen mikrofonu. Örneğin, adını dünyaca ünlü oyuncu Marilyn Monroe ve seri katil Charles Manson’dan alan ünlü şarkıcı Marilyn Manson’u konuşturuyor: “Dünyayı değiştirebileceğinize inanacak kadar idealist olmanız bir bakıma devrimdir ama sonuçta kendinizden başka bir şeyi değiştiremeyeceğinizi anlarsınız… Başarısız olabilirim ve bu şey işe yaramayabilir ama en azından bu benim seçtiğim bir şey. Mecbur kaldığım için yaptığım bir şey değil.”Chuck Palanniuk “neyi, niçin, nasıl” yazdığına da değindiği bu kitabında, kendi edepsiz, rahatsız edici, yer yer baştan çıkarıcı üslubundan ödün vermeden, kurgunun gerçeğe, gerçeğin kurguya ne denli yakın durduğunu ve bizzat hayatın kendisinin ne denli şaşırtıcı olabileceğini birbirinden ilginç hikayelerle gösteriyor okura. Kurgudan da Garip, yanıltmayan ama son derece şaşırtan bir kitap!

Yanık Diller

Direndiğimiz şey vazgeçilemez olur.
Yapabileceğiniz en kötü şey, bu kitabı okuyup anında her kelimeden tat almaktır. Bu kitap, elinizde tuttuğunuz bu kitap, umarım ki birkaç kelimede bir midenizi kaldırır -birkaçtan daha da fazla hatta. Öykülerin bir kısmı sizi derinden yaralasın ve rahatsız etsin. Onları sevip sevmemeniz önemli değil: Gözleriniz çoktan kelimelere değmiş olur ve bu kelimeler sizin bir parçanız haline gelir. Bu öykülerden nefret de etseniz tekrar dönüp okuyacaksınız çünkü sizi sınıyorlar ve daha büyük, daha cesur, daha gözü pek biri olmanız için sizi kışkırtıyorlar.
Umarım öyküleri seversiniz. Bazılarını şimdiden seviyorum; bazılarını da gelecekte seveceğim. Zevkler değişir. Anlık doyum istiyorsan bir aynaya bak. Ömrüm boyunca benim farklı bir versiyonum bu kitabı tekrar tekrar eline alacak, her sayfayı baştan okuyacak ve hiçbir zaman bitirdiğini düşünmeyecek çünkü ben kendim hiçbir zaman bitmeyeceğim. En nihayetinde ise, siz ve ben, ikimiz de bu kitabı seveceğiz, hepsini. Bu öyküler, bir düzine gözlük gibi, bize yeni dünyalar gösterebilir. Gelecek en başta bir baş ağrısıdır her zaman.

Dövüş Kulübü 2 – Çizgi Roman – Toplu Set

İrtibatta Kalalım!

En son içeriklerimiz ile sizi güncel tutmak isteriz 😎

Maillerimiz tanıtım sekmesi altına düşebiliyor. Takip edebilmeniz için tanıtım sekmesini de kontrol ediniz.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

2017 yılının Aralık ayında kurulan ve farkındalık yaratmak amacıyla gönüllülerin oluşturduğu bir topluluk.

Yorumunuzu Bekliyoruz